10 Ocak 2010 Pazar

Katılımın Cinsiyeti-I

TOG’da ikinci defa “yılın teması” olarak devam ettirilen “gençliğin katılımı” ile ilgili yoğun çalışmalar devam ediyorken; 2010 YK seçimleri öncesi aday adayı olan 14 gönüllüden sadece ikisinin kadın olması mail grupları ve sosyal medya araçları üzerinden değişik tartışmaları da beraberinde getirdi.

Öncelikle YK adaylığı konusundaki kadın katılımının çok düşük olmasının üzücü ve TOG açısından belki de şaşırtıcı olduğunu düşünmekle beraber; bu durumun katılıma ve özellikle katılımın cinsiyetine dair büyük bir paylaşım/tartışmayı da beraberinde getireceğini umuyorum.
Yılın teması olarak seçilen gençliğin katılımı olgusu; gençlerin toplumsal düzeyde kendilerini ilgilendiren tüm alanlara ve karar alma mekanizmalarına katılımını ifade ediyor. Bu nedenle de tüm değişik bağlamlardaki katılım süreçleri üzerine konuşmak ve TOG’un gençliğin katılımını destekleyen politikasına bütüncül bir şekilde bakmak gerekiyor.

Yönetim Kurulu adaylığı için başvuranların içinde kadın adayları oranının % 14 düzeyinde olması gerçeği, kendi başına çok üzücü bir sonuca işaret ediyor. Fakat katılım mevzusunun sadece bu gösterge üzerinden tartışılmaması; TOG içindeki farklı katılım mekanizmalarındaki kadın katılımının incelenmesi üzerinden ‘katılımın cinsiyeti’nin araştırılması gerekiyor. Bunun için de örneğin toplum gönüllüsü gençler içinde kadın gönüllülerin oranı, örgütlenme koordinatörleri içinde kadın koordinatörlerin oranı, çeşitli sosyal sorumluluk projelerindeki sorumlulukları üstlenmedeki cinsiyet dağılımı gibi birçok göstergenin ayrıntılı olarak çözümlenmesi gerekiyor.
TOG’daki katılım mekanizmalarının sadece YK adaylığından ibaret olmadığını, eğer katılımın cinsiyet boyutu ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsak bunu bütüncül bir bakış açısı ile geliştirmek gerektiğine inanıyorum. Temel sorun, kadınların TOG içinde katılım ve temsiliyet durumunun haritalandırılması ve mevcut katılımın dengesiz olduğunu doğrulayan sonuçlar doğrultusunda çalışmalar yürütülmesi. Bu nedenle de TOG içerisinde yapılan projeler, eğitimler, ataklar, dönemseller vb aktivitelerdeki toplumsal cinsiyet boyutunun iyi incelenmesi, gönüllülerin toplumsal cinsiyet farkındalıklarını artırıcı “Mor Düşün”, “Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Yönelimler Tematik Eğitimi” gibi çalışmaların yaygınlaştırılması ve somut hedefler ortaya konarak o doğrultuda ilerlenmesi gerekiyor.

Katılımın Cinsiyeti
Ayrıca katılımın cinsiyeti olgusu ile ilgili tartışmaların TOG içi gündemle devam edecek olan boyutları mutlaka olmalı, fakat durumun ülke genelindeki fotoğrafına da bakmak ve sorunun derinliğinin de farkına varmak gerekiyor. Örneğin UNDP; dünya ülkelerinin gelişmişlik düzeyini belirlerken toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme performansı açısından Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Güçlendirme Endeksi (GEM) diye bir ölçe aracı kullanıyor. Sunulan fırsatlardan kadınların yararlanabilme ve kararlara katılabilme düzeyini ölçen GEM’in hesaplanmasında kullanılan üç temel gösterge şunlar:
1. Parlamentodaki kadın oranı
2. Üst karar ve yönetim düzeyindeki (yargı, bürokrasi, iş yönetimi) kadın oranı
3. Mesleki ve teknik işlerde çalışan kadın oranı

Bu bağlamda baktığımızda, Türkiye’de kadın parlamenterler mecliste en yüksek oran olan % 9,1’e 2007 yılı genel seçimlerinde ulaşmışlar. Böylece, 2007 seçimlerinde parlamentoda temsil hakkı kazanan 550 milletvekilinin 50’si kadın oldu. Bu oran, Birleşmiş Milletler tarafından yapılan kadınların parlamentoda temsil oranına ilişkin uluslararası sıralamada bizi daha önce bulunduğumuz 120. sıradan 100. sıraya çekmeye yetti belki, ama Meksika (%25), Pakistan (%20,4), Bulgaristan (%22,1), Yunanistan (%13) ve hatta Afganistan (%27,3) ve Etiyopya’nın (%21,4) çok gerisinde bıraktı. Öyle ki, geldiğimiz nokta 2007 Haziran sonu itibariyle dünya çapındaki parlamento ve senatolardaki ortalama kadın temsilci oranını gösteren %17,3 rakamının dahi çok gerisindeyiz.
Aslında ülkemizde kadının ekonomik ve toplumsal alanlarda ne denli az varlık gösterebildiği ve kamusal alandaki yokluğu göz önünde tutulduğunda, siyasal alandaki bu görünmezliği belki de şaşırtıcı değil.

Nitekim katılım mevzusunun eğitimle de çok ciddi bir ilişkisinin olduğunu görüyoruz. Örneğin Türkiye’de kızlarda okullulaşma oranları ilköğretim düzeyinde %87, üniversite düzeyinde %24 civarındadır. Buradan baktığımızda üniversite düzeyindeki okullaşma oranı % 24 civarında olan kadınların katılım oranlarının da paralelde ya da daha aşağılarda olmasını anlamak kolaylaşıyor. TOG içindeki gönüllülerin cinsiyet oranlarına da bakmakta yarar var aslında.


Bu nedenle de ‘kadınların her düzeydeki katılımı, kendi kaderlerini ellerine alabilmeleri, geleneksel cinsiyet rollerinin değişime uğratılabilmesi ve kadın sorunlarının gündeme taşınabilmesi için çok çok gerekli. Yani aslında, kadınların toplumsal ve ekonomik hayata katılımının yetersizliği, temsil sorununun da en temel ve en yapısal neden’i bence.

Kota ve Pozitif Ayrımcılık Uygulamaları
TOG içinde esnek bir kotalama ve güçlü bir şekilde dillendirilen pozitif ayrımcılık olgusuna baktığımızda; burada da sistemleşmiş bir politikadan bahsetmek zor. Benim bildiğim sadece ulusalda gerçekleşen konsey ve eğitimlerde %50-50 kota ya da %100 kadın destekli pozitif ayrımcılık uygulaması var. Bunun dışında örgütlenme sorumlularının kadın-erkek dengesi sıkça talep edilen bir şey ama bir netliğe bağlanmış durumda değil. Bu nedenle de TOG’un katılımın cinsiyetine dair politikasını somut anlamda netleştirmesi, söylem bazından ve esnek kota-pozitif ayrımcılık boyutundan çıkarıp kesin şartlara bağlaması gerektiğini düşünüyorum.

Bu konudaki önerilerime geçmeden önce kota ve pozitif ayrımcılık uygulamalarının sonuçları ile ilgili birkaç örneği incelemek fikir verme açısında faydalı olabilir belki. ‘Kotaların uygulandıkları yerlerde hızlı ve etkin bir çözüm sağladıkları söylenebilir. Örneğin Güney Afrika'nın 1994’te apartheid (ırk ayrımcılığı) döneminin kapanmasının ardından gerçekleştirdiği ilk demokratik seçimlerde getirdiği kadın kotası, daha önce %3 düzeyinde olan kadın temsilci oranını on yıllık bir dönemde %30’un üzerine çıkarmaya yaradı. Kadınların siyasal katılımının zaten görece yüksek olduğu İskandinav ülkelerinde de siyasal temsilci oranında kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması yönünde bir adım olarak zaman zaman kota uygulanması benimsendi. Aksi yönde çarpıcı bir örnek ise Bangladeş’ten geldi: 2001 yılında kadın kotasının süresinin dolması ve yürürlükten kalkmasının ardından Nisan 2001 seçimlerinde kadın temsilci oranı %10’dan %2’ye düştü. Bu da kadın kotalarının geçici olma özelliği hasebiyle uzun vadeli çözüm yaratma konusundaki yeterliğini sorgulamak için önemli bir gerekçe’. Böylece kota tartışmalarını bu iki sonuç ekseni üzerinden devam ettirmek; mevzunun olumlu-olumsuz sonuçlarını iyi hesap etmek gerekiyor.

Bu konuda benim bir toplum gönüllüsü olarak önerim; TOG’un katılımın cinsiyetine dair eşitlikçi bir boyuta ulaşması için kesinleşmiş, esnek olmayan bir kota uygulamasına geçmesi yönünde. Yani örneğin Yönetim Kurulu’na 8 genç seçilecekse bunların ez az 4 tanesinin mutlaka kadın olmasına yönelik bir kota şartı getirilebilir. Ayrıca TOG bünyesinde gerçekleşen bütün katılım mekanizmalarında kadın-erkek oranının eşitliğini sağlayacak güçlü bir kotalama sistemi getirilmeli.

Son olarak kota olgusunun ancak kısa vadede dengeleyici bir araç olabileceğini düşünüyorum. Uzun vadede eşitlikçi bir katılımın sağlanması için, bütün toplum gönüllüsü gençlere yönelik bilinç yükseltici çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili yoğun bir gündeme ihtiyacımız var. Katılımın cinsiyetini erkek odaklı olmaktan çıkarmak istiyorsak; TOG bünyesinde yapılan her şeyin toplumsal cinsiyet duyarlılığı ile gerçekleştirilmesi ve bunun en az ilkeler kadar gönüllülerin yüreğinde yer etmesini sağlayıcı çalışmalara ihtiyacımız var.

NOT: Tüm bunlardan bahsediyorken, gençlerin katılımı konusunda erkeklerin de katılımı ile ilgili çok ciddi sorunlar olduğunu unutmuş değilim. Ama sadece YK aday adayları süreci ile gelişen tartışmalardan dolayı katılımın “kadın” boyutu ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. Yoksa erkeklerin katılımı ile ilgili de konuşmamız gereken milyon tane şey var…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder