Türkiye özellikle gençlik alanında demografik fırsat penceresi dediğimiz olguya bağlı olarak önemli ayırt edici özelliklere sahiptir. Kendi içinde yaş dilimleri bakımından en geniş kategoriyi oluşturmanın yanı sıra Avrupa Birliği içinde de en büyük genç nüfus dilimine sahip ülke konumundadır. Türkiye’de 15–29 yaş aralığında bulunan genç nüfusun genel nüfusa oranı yaklaşık % 30’dur. Bu oran AB ülkelerinden İngiltere’de % 18,5, Almanya’da % 17,2 ve Fransa’da % 19,4’tür. Bu da Türkiye’nin gençlik alanındaki demografik fırsat olgusunu net olarak ortaya koymaktadır.Bu demografik fırsat penceresinin üretken sonuçlar yaratması için gençlerin toplumsal alana aktif katılımı gerekmektedir. Yaşamın her alanında aktif yurttaşlık bilinci ile olaylara yaklaşan, sosyal sorumluluk algısı içerisinde kendisinden başlayarak çevresini dönüştürme uğraşı verecek olan gençlerin bu alandaki çabalarının somut göstereni katılım olgusundan geçiyor.
Toplumun özel gereksinimi olan kategorilerinden birisini oluşturan gençlerin katılımı genelde “boş zaman değerlendirme” sorunu olarak algılanmaktadır; ancak gençliğin kendi örgütlerine veya diğer gönüllü projelere katılımının bunun ötesinde gencin kişisel gelişimine yönelik doğrudan aktif yurttaşlık eğitimi işlevi bulunmaktadır. Bu nedenle gençler bu tür etkinliklerde örgün eğitim kurumlarında edinemeyeceği becerileri edinebilmektedirler.
Gençliğin katılımı ile ilgili birçok farklı tanım yapılmasına rağmen, genel olarak bu kavramdan anlaşılan: bireysel ve toplumsal düzlemlerde, gençliğe kendilerini ilgilendiren kararlara katılmak için fırsat verilmesi yoluyla ilgi, güç ve yeteneklerini tanımak ve desteklemektir (Çakı,2007:24-26). Gençliğin katılımı; gençlerin, yine kendilerini etkileyen karar, plan ve kaynaklar üzerinde söz sahibi, sorumlu ve etkili olmasını ve de kontrolü paylaşmalarını sağlayan bir süreçtir. Mevcut iki tür katılım arasında bir ayrım söz konusudur. Sosyal katılım; okuduğunuz okullar, üyesi olduğunuz spor kulüpleri veya çalıştığınız işyeriniz gibi sosyal örgütlerin ve bu örgütlerin aktivitelerini etkilemenizle ilgilidir. Siyasi katılım ise; yerel, bölgesel, ulusal ve uluslar arası politikaları etkilemekle ilgilidir.
Katılımla birlikte ortaya çıkan yetkilendirmeyi ise, toplumda yer almak için gereken kapasiteyi oluşturma süreci olarak tanımlayabiliriz. Gençliğin yetkilendirilmesinden kasıt, karar-alma aşamasında katılımda bulunmaları anlamına gelmektedir. Tabi aynı zamanda, toplumdaki genç kız ve erkeklerin; sağlık, iş ve eğitim gibi olanaklara ve toprak, kredi vb. gibi kaynaklara erişimlerinin sağlanması yoluyla aynı zamanda katılımlarının da sağlanmasıdır. Gençlerin yetkilendirilmesi demek, onlara, kendi hayatlarını etkileyen kararlar alabilmelerini sağlayacak fırsatları sunmak demektir. Gençler pasif değildir, aksine kalkınma ve değişimin savunucusu aktif bireylerdir!
Gençliğin katılım ve yetkilendirilmesi neden bu kadar önemli? Her şeyden önce, bu bir hak! Gençlerin, toplumda etkin olarak yer alma ve kendi hayatlarını ilgilendiren konularda fikirlerini dile getirme hakları vardır. Erken çocukluk döneminde çocuk, sosyal hayata aktif katılımı teşvik eden yurttaşlık temelli hak ve sorumlulukların belirlendiği bir ortamda büyümüşse, muhtemelen demokratik sistemi destekleyecek ve toplumsal sorunların çözümüne aktif olarak katılacaktır. (UNDP, 2008:77). Gençlerin toplumda etkin olarak yer alması desteklenirse, hak ve ödevleri konusunda daha bilinçli olacak ve dolayısıyla daha sorumluluk sahibi vatandaşlar olacaklardır. Demokratik, hoşgörülü ve adil toplumlar, önlerine çıkan etkin katılımda bulunma fırsatlarını eğitimleriyle birleştirmeyi başarabilen vatandaşlar vasıtasıyla ayakta dururlar. Bu sebepten katılım, aynı zamanda bir ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Katılımın; çalışma hayatına katılım gibi ekonomik, karar alma süreçlerine katılım gibi siyasal, toplum ve çevre faaliyetlerine katılım gibi sosyal ve sanat faaliyetleri, kültürel değerleri üretmede yer alması gibi kültürel boyutları vardır.
Arı Hareketi’nin 1999 yılında, Strateji Mari araştırma kuruluşu ve Uluslar arası Cumhuriyetçiler Enstitüsü’yle birlikte yaptıkları gençlik araştırmasında; gençlerin herhangi bir sivil toplum kuruluşları etkinliklerine davet edilme oranı % 21’di. Toplumsal konularla ilgili STK’lara üye olma oranı % 7,6’ydı. ‘İstanbul Gençliği-STK Üyeliği Bir Fark Yaratıyor mu?’ adlı araştırmada 15-24 yaş arası, eğitim gören 1014 gencin % 11,7’si spor kulüplerine üye, % 13,8’i derneklere/kuruluşlara üye, % 74,5’i hiçbir dernek ve kulübe üye çıkmamaktadır (Akyüz vd,2008). Bu istatistiklerden de anlaşılacağı üzere Türkiye’de gençliğin sivil topluma katılımı noktasında ciddi bir eksiklik görülmektedir. Oysaki toplumsal değişim dinamiklerinin oluşturulması ve üretken bir neslin ortaya çıkmasının temel önkoşullarından biri de gençliğin katılımıdır. Gençlik aktif siyasa alanına katılarak; toplumsal sorunlara çözüm arayan, ülkenin demokratik kalkınmasını destekleyen ve kamusal alanda etkin görünürlük sağlayan bir katılımcı demokrasi ortamı oluşturabilir.
‘İstanbul Gençliği-STK Üyeliği Bir Fark Yaratıyor mu?’ adlı araştırmaya göre, gençlerin STK üyeliği düşük olmakla birlikte, yarısının bir sivil toplum kuruluşuna üye olmayı düşündüğü görülmektedir. Üye olma ile üye olması düşünülen açısından bakıldığında farkın en az olduğu dernek türü, öğrenci kulüp ve dernekleridir. Bu da gençlerin kendi aralarında oluşturdukları örgütlenmelerde kendilerini daha rahat hissettiklerini, karar alma mekanizmalarına katılım anlamında kendilerini daha doğrudan katabildikleri için rağbet ettiklerini görüyoruz (Akyüz vd,2008).
Gençlerin aile kararlarına katılım oranlarının da çok düşük olduğunu görüyoruz. Örneğin UNDP’nin yaptığı Gençliğin Durumu Araştırması’na katılan gençlerin aile içinde hangi televizyon kanalının seyredileceği ile ilgili karara katılım düzeyi % 55, aileyi ilgilendiren ekonomik konulara katılım düzeyi ise % 43 oranında (UNDP, 2008:78).
İçinde yaşadığımız süreçte, iki temel faktör genç kuşakların siyasete aktif katılımını ve etkin aktörler haline gelmelerini engellemektedir. Bunlardan ilki piyasa işleyişinin tek model olarak algılandığı ekonomik yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, ülkedeki yönetsel süreçleri yönlendiren en temel yapı piyasadır. Her şey piyasanın etkin işlemesini sağlamaya yönelik tasarlanmaktadır ve siyasetteki bireyler de piyasa işleyişine göre hareket etmektedir. İkinci temel faktör ise, siyaseti olumsuzlayan 12 Eylül sendromudur (Altındaş,2007:92,Yentürk,2008:73).
1980 sonrası kuşakla ilgili yapılan birçok araştırmanın sonuçlarına baktığımızda gençlerin siyasete ilgisizlikleri ve siyasal katılımlarının düşüklüğü açıkça görülmektedir. 1966’da yapılan ve üniversite gençlerinin siyasi eğilimlerini araştıran bir çalışmaya göre öğrencilerin % 8,1’nin siyasi parti faaliyetlerinde etkin olarak yer aldığı görülür (Ozankaya,1966:127, akt. Caymaz,2008:302).
Oysaki Kentel’in 1999 yılında yayınlanan araştırma sonuçlarına baktığımızda, gençlerin sadece % 3,7’si bir siyasal parti üyesidir. Siyasal partilerin dışında herhangi bir siyasal, sosyal ve kültürel dernek veya gruba üye olanların oranı % 3’tür (Kentel,1999:16). Yine UNDP’nin 2007 yılında yaptığı bir başka araştırmaya katılan gençler içinde de halen bir siyasal partide faaliyet gösterenlerin oranı % 4,7 ve Türkiye’de bir sivil toplum kuruluşu üyesi olanların oranı ise % 4’tür (UNDP, 2008:78).
Ayrıca üniversite gençleri arasında 2003 yılında yapılan Türk Üniversite Gençliği Araştırması’na baktığımızda, üniversite öğrencileri arasında da benzer bir durum olduğunu görüyoruz. Araştırmaya göre, üniversite öğrencilerinin sadece % 1,4’ü boş zamanlarını derneklerde, siyasal partilerde geçirmektedir (Gazi Üniversitesi,2003:85). 2004 yılında İstanbul’da 18-25 yaş arasındaki gençlerle gerçekleştirilen İstanbul Gençliği Gençlik Değerleri Araştırması’nın çıktılarına baktığımızda, gençlerin % 85,1’nin herhangi bir siyasal parti, dernek, kulüp gibi oluşumlara üye olmadığı görülür (Kazgan,2006:51).
Lüküslü’nün Aralık 2000-Mart 2004 tarihleri arasında İstanbul’da yaşayan 18-25 yaş arası 80 gençle yaptığı derinlemesine görüşmelerde, bu genç kuşağın hiçbir şeyle ilgilenmeyen “vurdumduymaz”, “bencil” bir kuşak değil, aksine sorunların farkında olan, sorunlardan rahatsızlık duyan hatta acı çeken gençler olduklarını, fakat siyasete olumsuz bakışlarından dolayı siyasi alanın bir parçası olmamayı seçtiklerini gösteriyor (Lüküslü,2008:291).
Lüküslü, gençliğin siyasete olan ilgisizliğini yorumlarken, bunu sıkça kullanılan şekliyle bir "apolitizm" olarak değil de, sistemin toplumsal kurgulanışındaki güçlü yapıya karşı değiştirici bir etkimede bulunamayacaklarını düşünen ve bu nedenle de aktif siyaset alanına girmek istemeyen gençlerin "zorunlu konformizmi" olarak yorumlar (Lüküslü,2006). Lüküslü'ye göre gençler aslında kendi kişisel ve akran sosyalliklerinde siyasetle ilgili duyarlı, ilgili ve bilgili olmalarına rağmen, siyaset alanını yetişkinlerin iktidar ilişkilerinin "kokuşmuş" düzeni olarak yorumladıkları ve bu alanı kendi özgürlük talepleri lehine dönüştüremeyeceklerine inandıkları için girmemekteler. Ayrıca küreselleşmenin etkisi ile, Türkiye’nin ABD, AB ve IMF tarafından yönetildiğini, hükümetlerin dahi ülkeyi belirli güçlerden çekinerek, tam olarak özgür yönetemediklerini düşünen gençler siyasal alanın bir parçası olmayı istememekte ve Certau'nun "taktik" dediği duruş temelinde, bir uymacılığa, bir zorunlu konformizme yönelmekteler. Yani aslında inanmadıkları, memnun olmadıkları ve hatta kendi kişisel yaşam alanlarını daralttığını düşündükleri bir toplumsallıkta, sanki her şey yolundaymış, siyasetler hiçbir problemleri yokmuş gibi davranarak bir zorunlu konformizm üretmekteler.
Nitekim Metropoll ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından Mart 2008'de 16 il ve 26 üniversitede okuyan ve 18-28 arası değişen 1508 üniversite öğrencisi genç ile yapılan "Üniversite Gençliği Araştırması"nda, gençlerin "siyasetle ne derece ilgileniyorsunuz?" sorusuna verilen cevaplara bakıldığında, üniversite gençlerinin yüzde 17,1'nin hiç ilgilenmediği, yüzde 9,5'inin aktif olarak ilgilendiği ve 73,3'ünün ise ilgilendiği ama aktif olmadığı görülüyor. Diğer yandan bir partide politika yapmayı sadece 19,3'ünün düşünmesi, yüzde 66,4'ünün politika yapmaya karşı çıkması ve yüzde 12,7'lik kesimin kararsız olması dikkat çekicidir.
Bu durum aslında Lüküslü'nün tezleriyle de örtüşüyor bence. Siyasetle ilgilenenlerin oranı çok yüksekken, aktif olarak siyaset alanında yer alma oranının bu derece düşük olması, gençlerin var olan siyaset alanına olan güvensizliklerini açıkça ortaya koyuyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder