27 Ocak 2010 Çarşamba

Farklılıkların Katılımı ve Hareketliliğin Dönüştürücü Aktivizmi Ekseninde Kulp TOG Modeli

Bu yazının amacı; gençlerin toplumsal düzeyde katılımını odağına alan Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın üniversite dışı gençlik kategorilerini dâhil etme olanaklarını tartışmak ve TOG içerisinde ilk üniversite dışı gençlik örgütlenmesi olan Kulp TOG modelini tanıtarak, bu modelin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmaktır.

Yazı üç temel başlık altında geliştirilecektir. Birinci bölümde, Kulp TOG’un kuruluş serüveni ve gerçekleştirdiği çalışmalar anlatılacak; ikinci bölümde üniversite dışı bir TOG örgütlenmesi olarak Kulp TOG modelinin olumlu/olumsuz boyutları konuşulacak ve en son bölümde ise modelin yaygınlaştırılması için neler yapılabileceğine dair öneriler paylaşılacaktır.

I. Kulp TOG Hikâyesi

Kulp TOG’un kuruluş hikâyesi Ağustos 2008’de Sabancı Üniversitesi Toplumsal Duyarlılık Programı ile Citibank ortaklığında gerçekleşen ortak staj programı kapsamında Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda staj yaptığım zamanlardan başlıyor. Daha öncesinde sosyal haklar eğitmeni olarak dahil olduğum TOG’un merkez ofisindeki projeler departmanında staj yaptığım süreçte vakfın iç işleyişini ve ulusaldaki toplum hizmeti çalışmalarını daha yakından izleme fırsatım oldu. Bu süreçte vakıftaki şeffaf ve genç odaklı sosyalite ilişkileri, vakfa dair daha güçlü ve samimi duygular geliştirmeme neden oldu. Vakfın ulusaldaki örgütlenmelerine baktığımda tamamının üniversiteler düzeyinde oluşumlar olduğunu fark ettim. Kulp’ta 2005 yılından beri çalışmalarını devam ettiren Kulp Gençlik Girişimi üyesi olarak, mevcut örgütlü yapımızı TOG’un toplumsal barış vizyonuna kanalize etmek ve bu şekilde de üniversitede okuyan gençlerin dışında da gençlerin TOG’a dahil edilmesini sağlamanın birçok açıdan önemli sonuçlar doğurabileceğini düşünmeye başladım. Bu düşüncelerimi departmandaki profesyonel çalışan arkadaşlarla da paylaştığımda; böylesi bir girişimin heyecan verici olacağını, bunu başarabileceksek mutlaka gerçekleştirmek gerektiğini belirttiler.

Kulp TOG’u Kurmayı Konuşuyoruz

Böylesi bir motivasyonla staj dönüşü Kulp’a geldiğim Eylül ayından Ekim sonlarına kadar Kulp Gençlik Girişimi oluşumunda yer alan arkadaşlarla birlikte bu fikri uzun süre tartıştık. En son onları da böylesi bir oluşumun yereldeki çalışmalarımıza çok katkı sağlayacağı konusunda ikna etmeyi başardım.

Kasım 2008’de Kulp TOG oluşumuna gönül veren genç arkadaşlarla birlikte ilk oryantasyon eğitimimizi aldık ve Kulp TOG adıyla kurulan üniversite dışı ilk gençlik örgütlenmemizi harekete geçirmeye başladık. Başlarkenki en önemli avantajımız, Kulp gençlik Girişimi’nin 3 yıllık proje deneyiminin yarattığı motivasyondu. Bu nedenle başladığımız anda bile yirmiye yakın gönüllümüz zaten vardı.

Oryantasyon eğitiminden sonra hemen anahtar eğitimlerini alan 40 kişilik ilk gönüllü ekip toplum hizmeti çalışmalarına hızlıca başladı. Bu ilk Kulp TOG ekibinin içinde genç öğretmenler, lise öğrencileri, lise mezunları, ilkokul-ortaokul mezunları, üniversite mezunları, hiç okul okumamış veya okuldan terk gençler, mezun olup evde yaşamak zorunda kalan ya da çalışan gençler vardı. Yani aslında Kulp TOG’u oluşturan ilk ekip neredeyse ülkedeki bütün gençlik hallerini kuşatan içinde barındırıyordu.

Kulp TOG’un ilk toplum hizmeti çalışması, kaymakamlık desteği ile yeni açılan devlet hastanesinin bahçesini ağaçlandırmak oldu. Yaklaşık 50-60 gencin dahil olduğu ve ilçe kaymakamının da katıldığı etkinlik kapsamında hastane bahçesinin tamamına çam fidanları dikildi. TOG tişörtleri ile ilk toplum hizmeti çalışmalarını gerçekleştiren Kulp TOG ekibi böylece kamusal alandaki görünürlüğünü de sağlamış oldu. Bu çalışmanın en önemli katkısı yeni kurulan ve toplum hizmeti çalışmalarının gerçekleştirilmesi konusunda henüz net bir fikre sahip olmayan gönüllü gençlerin ilk somut sosyal sorumluluk aktivitesine katılmalarını yarattığı ekip ruhu oldu.

Kup TOG mayıs ayında yine kaymakamlık ve belediye desteği ile; Mardin’de ilki gerçekleşen GapGenç Festival’e 35 kişilik bir ekiple katıldı. Bu, gönüllü gençlerin ilk sosyal hareketlilik deneyimleri oldu. Festival alanında çadır kuran, atölye ve konserlere katılan, fuar alanında diğer gençlik sivil kuruluşlarının stantlarını gezip yeni gençlerle tanışan gönüllüler; gençlik sivil alanına dair yepyeni ufuklarla döndüler ilçeye. Özellikle bu festival sonrası gerçekleşen ilk toplantıda, gençlerin büyük bir çoğunluğu atak ya da dönemsel yapmak için fikirler üretmeye başladılar.

Sonrasında kitap okuyoruz etkinliği, dünya çevre gününde çevre eylemi, Yakıt Köyü ilköğretim okuluna destek ziyareti, Ağaçlı beldesine ziyaret gibi çeşitli sosyal sorumluluk etkinlikleri ile devam eden çalışmalarla ilçede daha fazla duyulan ve tanınan bir topluluğa dönüştü Kulp TOG.

Haziran başına kadar yukarıdakiler dışında, aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi Gençlik Konseyi ile birlikte sekiz derslikli Kayahan İlköğretim Okulu’nda kütüphane kurulması projesini yürüttü ve internet üzerinden yürütülen “Kardeşini Seç” kampanyasının Kulp ayağını üstlendi.

Haziran ortalarında ise uzun süredir gönüllüler tarafından konuşulan ve arzu edilen ilk yerel TOG atak gerçekleştirildi. İlçe merkezine 30 km uzaklıkta bulunan sekiz derslikli Başbuğ Köyü İlköğretim Okulu’na giden 40 genç; akşama kadar okulun boya-badanası ve çevre düzenlemesini yaptılar. Akşam ise okul son sınıf öğrencilerinin organize ettiği yılsonu etkinliğine katılıp, kendi tiyatro ve müzik dinletilerini de sunma fırsatı yakaladılar.

Dönemsel Yapıyoruz!

Eğitim-öğretim dönemini bu şekilde bitiren Kulp TOG; ağustos ayında ise Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Merkezi ile birlikte, 10-20 Ağustos tarihlerinde ilçe merkezinde “Barış Bireyde Başlar” isimli dönemsel yaz projesini gerçekleştirdi. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen 20 gençler birlikte, 10 gün boyunca yaklaşık 60 öğrenciye barış eğitimi verildi ve ayrıca müzik, drama, bilim ve teknoloji, yazı ve iletişim, yabancı dil ve kültürler gibi atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Dönemselin en önemli boyutu ilk defa üniversite öğrencileri ile Kulp TOG’daki gençlerin bir araya gelmesi, ortak bir projede yer almasıydı.

Proje kapsamında düzenlenen atölyeler dışında, aynı zamanda Kulp TOG gençleri ile dışardan gelen bu gönüllü arkadaşlar arasında çok yoğun bir sosyalleşme deneyimi yaşandı. Kişisel anlatılar üzerinden kurulan iletişim, çok samimi ve derinlikli paylaşımlara alan açtır. Kulp'ta gezintiler, halı saha maçı, şarkı-şiir okumaca, fal bakmaca, sosyoloji-edebiyat-psikoloji-teknoloji vb disiplinler üzerine konuşmaca, kişisel hayat hikayelerinin aktarımı üzerinden kültürlerarası diyalog olanaklarını çoğaltmaca gibi birçok sosyalleşme dinamiği yaşandı.

Barış Eğitimi

Ayrıca son olarak Kulp TOG gönüllüsü 35 genç, Aralık ayında Boğaziçi üniversitesi Barış Eğitimi Merkezi’nden eğitmenlerin desteği ile 2 günlük “Barış Eğitimi” atölyesine katıldılar.

Bunlar dışında ulusalda gerçekleşen atak, dönemsel, konsey ve eğitimelre de birçok Kulp TOG gönüllüsü genç gitti.

II. Kulp TOG: Artılar, Eksiler…

Henüz bir yıllık bir örgütlenme olmasına ve üniversite dışı gençlik grupları tarafından oluşmasına rağmen; kısa sürede ciddi çalışmalar gerçekleştiren Kulp TOG’un yereldeki artı ve eksilerini tartışacağım bu bölümde. Kulp TOG’un artılarını sıralamak gerekirse:

-Yereldeki gençliğin demokratik katılımını güçlendirme ve katılımda eşit fırsatlar yaratmada önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

-Toplumsal barışı inşa etme ve gençleri şiddet dışı demokratik bir zemine taşıma stratejsi olarak gençlik çalışması ve sivil toplumun Kulp TOG modelinde somutlaştığını düşünüyorum.

-Farklı gençlik kategorilerini ortak amaçlar üretmek için bir araya getirmede çok başarılı olduğuna inanıyorum.

-Toplumsal barışı tesis etmede diyaloga çağıran ve öteki’yi deneyimleyen güçlü bir karşılaşma olarak hareketliliğin sağlanması. Dezavantajlı gençlerin sosyal hareketlilik olanaklarını çoğaltmada büyük bir fırsat yarattığını düşünüyorum. Özellikle çeşitli atak, dönemsel, eğitim ve konseylere gençlerin katılımı ve yerldeki dönemsele ulusaldan gençleirn gelmesi gibi.

-Gençlerin boş zaman değerlendirmeleri, sosyal ifade alanı üretimi, kamusal alanda görünürlüklerinin artırılmasıyla yerellerde bir “genç” habitusunun oluşması.

-Yerellerdeki kısıtlayıcı toplumsal yapının çözülüşünü tetikleyen ve alternatif bir alt-kültür üretimi olarak gençlerin çalışmaları ve kimliklenmeleri sürecini desteklemesi.

Kulp TOG deneyimi üzerinden konuşacak olursak, TOG kapsamında üniversite dışı gençlik gruplarının oluşturduğu örgütlenmelerde çeşitli sıkıntılar da yaşanmaktadır. Bunları da sıralamak gerekirse:

-En temel sorunların başında yasal engeller geliyor. Vakfın yerel örgütlenmeler ile kurduğu yasal ilişki, üniversitelerde kulüp veya topluluk şeklinde işlerken, Kulp TOG gibi üniversite dışı örgütlenmelerde tamamen informal işliyor. Bu durum da doğal olarak örgütlenmenin yasal süreçlerde ciddi zorluklar yaşamasına neden oluyor. Bu sorunu aşmanın en kolay yolu TOG’un dernekleşemsi ve yerel örgütlenmelerin de şube/temsilcilik düzeyinde işlemesi olabilir.

- Yukarıda bahsettiğimiz yasal engellere bağlı olarak yaşanan bir diğer önemli sorun da; ün,versite dışından biraraya gelen gençlerin ülkedeki klasik “potansiyel tehdit” algılamasında daha da fazla yer etmeleri. Zaten ülkede genç olarak biraraya gelmek çok zorken, bir de “vasıfsız” gençler olarak biraraya gelmek daha büyük bir “tehlike” unsuru olarak algılanıyor.

-Kulp TOG gibi örgütlenmelerin hak temelli eğitimler dışında, üniversite öğrencilerinden farklı olarak kendi yaşantıları ve deneyimledikleri farklı yaşam kipleri bağlamında daha başka birtakım eğitim ve projelere de ihtiyacı olabiliyor.

-Yerelde kaynak yaratma konusunda da ciddi sıkıntılar yaşanabiliyor. Örgütlenmenin herhangi bir yasal zemine dayanmıyor oluşu en temel etkenlerden birisi.

-Kulp TOG gibi örgütlenmelerde yaşanan en tmeel sıkıntılardan bir diğeri de biraraya gelememek. Çünkü gençlerin toplanacağı, ortak paylaşımlarda bulunacağı yer sorunu var ve özellikle Kulp gibi küçük yerellerde gençlik merkezi vb yapılar da olmadığı için bu konuda büyük zorluklar yaşanabiliyor. Örneğin Kulp TOG olarak toplantılarımızı yaz döneminde kahve bahçesinde, kışın ise pastanede yapıyoruz. Ayrıca eğitimlerimizi de ilçedeki tek kafenin salonunda yapıyoruz.

-Kulp TOG üyesi gençlerde bilgi ve internet teknolojilerinin fazla kullanılmaması da; iletişim ve sosyal etkileşim olanaklarını sınırlayan bir etken.

-Son olarak da eğitim düzeyi ile toplumsal hayat katılım arasındaki doğrusal ilişkinin yarattığı etkiye bağlı olarak katılımın düşüklüğü de bir diğer önemli sorun.

III. Üniversite Dışı Gençliğin Katılımını Sağlamada Örnek Bir Model: Kulp TOG

Türkiye'deki 91 tane TOG örgütlenmesi arasında ilk üniversite dışı gençlik örgütlenmesi olan Kulp TOG'un kısa süre içerisinde gerçekleştirdiği çalışmalar herkesi çok heyecanlandırıyor.

Her yerde sosyal sorumluluk temelinde birşeyler ortaya koymaya çalışan harika yürekler var. Sanırım bizim ilk yapmamız gereken şey, ülkenin her yerinde böylesi öncelikleri olan bireylerle biraraya gelmenin olanaklarını çoğaltmaya çalışmak olmalı. Biraraya geldikçe, fikir ve önceliklerimiz ortaklaştırdıkça, birbirimizin hakikatine yol aldıkça daha daha güzel şeyler çıkacak ortaya. Diyalog temelinde kurulacak her ilişkinin, yaratıcı ve üretken çıktıları olacaktır, inanıyorum..


Bu tür örgütlenmeler çoğaldıkça, hareketliliğin, yeni bireylerle tanışmanın ve ağ tipi ilişkilenmeler üzerinden çok güzel birlikteliklerin gerçekleştirilebileceğini apaçık bir şekilde görebiliyorum.

Bu nedenle de farklı gençlik hallerinden gelen gençlerin biraraya gelmesi, toplumsal barış vizyonunun ortaklaştırıcı paydasında buluşması için TOG’un üniversite dışına da açılması ve daha kuşatıcı alanlar yaratması gerektiğine inanıyorum.

Kulp TOG modelinin yaygınlaştırılması ve farklılıkların katılımının güçlendirilmesi için herkesin üniversite dışı gençlik gruplarının TOG’a dahil olmasına katkıda bulunması gerekiyor. Bunun için de çeitli politika önerilerinin geliştirilmesine, ortak bir akıl üretilmesine ihtiyacımız var şimdilerde…

14 Ocak 2010 Perşembe

Katılımın Cinsiyeti-II

Daha önce yazdığım “Katılımın Cinsiyeti” başlıklı yazıya ek olarak; ileriki dönemlerde TOG içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlaması ve katılım mekanizmalarına dahil olunmada eşit fırsatlar oluşturulması için çeşitli önerilerde bulunmak istiyorum.

Öneriler ile ilgili ayrıntılı açıklamalara girmekten ziyade, başlık düzeyinde kısaca bahsedeceğim. Amaç konuya dair son noktayı koymak değil, tamamen tartışılmasını ve gündemleştirilmesini sağlamaktır.

I. TOG içi toplumsal cinsiyet haritasının çıkarılması gerekiyor. GASİ departmanı TOG içindeki toplumsal cinsiyet algısı ve katılımın cinsiyetle ilişkisini ortaya çıkartacak bir ulusal araştırma gerçekleştirmeli.

II. TOG’un mevcut eğitim/proje vb çalışmaları toplumsal cinsiyet açısından gözden geçirilmeli.

III. Ulusal düzeyde bir “Gençlik Çalışmalarında Toplumsal Cinsiyet ve Katılım” çalıştayı düzenlenmeli.

IV. TOG “Toplumsal Cinsiyet ve Katılım Eylem Planı" hazırlanmalı.

V. Çeşitli atak/dönemsel/ssp/eğitim/kampanya vb araçlarla toplumsal cinsiyet farkındalığına yönelik bilinç yükseltici çalışmalar yapılmalı.

VI. Toplum gönüllüsü gençler arasında Kota Sistemi ile ilgili Ulusal düzeyde bir referandum yapılmalı.

VII. Mevcut tema olan “katılım”, “Katılım ve Toplumsal Cinsiyet” veya “Katılımın Cinsiyeti” olarak değiştirilmeli/güçlendirilmeli.

VIII. Toplumsal Cinsiyet isimli bir ulusal eğitim programı geliştirilmeli ve TOG kimlik kartını almak için anahtar eğitimlerinin yanında; bu eğitimi de almak zorunlu olmalı. Bu şekilde bütün örgütlenmelerin bu eğitimi alması sağlanabilir.

IX. Dünya genelindeki gençlik sivil toplum kuruluşları incelenerek, toplumsal cinsiyet ve katılım ile ilgili örnek uygulamaların modellenmesi için çalışmalar yürütülmeli.

10 Ocak 2010 Pazar

Katılımın Cinsiyeti-I

TOG’da ikinci defa “yılın teması” olarak devam ettirilen “gençliğin katılımı” ile ilgili yoğun çalışmalar devam ediyorken; 2010 YK seçimleri öncesi aday adayı olan 14 gönüllüden sadece ikisinin kadın olması mail grupları ve sosyal medya araçları üzerinden değişik tartışmaları da beraberinde getirdi.

Öncelikle YK adaylığı konusundaki kadın katılımının çok düşük olmasının üzücü ve TOG açısından belki de şaşırtıcı olduğunu düşünmekle beraber; bu durumun katılıma ve özellikle katılımın cinsiyetine dair büyük bir paylaşım/tartışmayı da beraberinde getireceğini umuyorum.
Yılın teması olarak seçilen gençliğin katılımı olgusu; gençlerin toplumsal düzeyde kendilerini ilgilendiren tüm alanlara ve karar alma mekanizmalarına katılımını ifade ediyor. Bu nedenle de tüm değişik bağlamlardaki katılım süreçleri üzerine konuşmak ve TOG’un gençliğin katılımını destekleyen politikasına bütüncül bir şekilde bakmak gerekiyor.

Yönetim Kurulu adaylığı için başvuranların içinde kadın adayları oranının % 14 düzeyinde olması gerçeği, kendi başına çok üzücü bir sonuca işaret ediyor. Fakat katılım mevzusunun sadece bu gösterge üzerinden tartışılmaması; TOG içindeki farklı katılım mekanizmalarındaki kadın katılımının incelenmesi üzerinden ‘katılımın cinsiyeti’nin araştırılması gerekiyor. Bunun için de örneğin toplum gönüllüsü gençler içinde kadın gönüllülerin oranı, örgütlenme koordinatörleri içinde kadın koordinatörlerin oranı, çeşitli sosyal sorumluluk projelerindeki sorumlulukları üstlenmedeki cinsiyet dağılımı gibi birçok göstergenin ayrıntılı olarak çözümlenmesi gerekiyor.
TOG’daki katılım mekanizmalarının sadece YK adaylığından ibaret olmadığını, eğer katılımın cinsiyet boyutu ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsak bunu bütüncül bir bakış açısı ile geliştirmek gerektiğine inanıyorum. Temel sorun, kadınların TOG içinde katılım ve temsiliyet durumunun haritalandırılması ve mevcut katılımın dengesiz olduğunu doğrulayan sonuçlar doğrultusunda çalışmalar yürütülmesi. Bu nedenle de TOG içerisinde yapılan projeler, eğitimler, ataklar, dönemseller vb aktivitelerdeki toplumsal cinsiyet boyutunun iyi incelenmesi, gönüllülerin toplumsal cinsiyet farkındalıklarını artırıcı “Mor Düşün”, “Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Yönelimler Tematik Eğitimi” gibi çalışmaların yaygınlaştırılması ve somut hedefler ortaya konarak o doğrultuda ilerlenmesi gerekiyor.

Katılımın Cinsiyeti
Ayrıca katılımın cinsiyeti olgusu ile ilgili tartışmaların TOG içi gündemle devam edecek olan boyutları mutlaka olmalı, fakat durumun ülke genelindeki fotoğrafına da bakmak ve sorunun derinliğinin de farkına varmak gerekiyor. Örneğin UNDP; dünya ülkelerinin gelişmişlik düzeyini belirlerken toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme performansı açısından Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Güçlendirme Endeksi (GEM) diye bir ölçe aracı kullanıyor. Sunulan fırsatlardan kadınların yararlanabilme ve kararlara katılabilme düzeyini ölçen GEM’in hesaplanmasında kullanılan üç temel gösterge şunlar:
1. Parlamentodaki kadın oranı
2. Üst karar ve yönetim düzeyindeki (yargı, bürokrasi, iş yönetimi) kadın oranı
3. Mesleki ve teknik işlerde çalışan kadın oranı

Bu bağlamda baktığımızda, Türkiye’de kadın parlamenterler mecliste en yüksek oran olan % 9,1’e 2007 yılı genel seçimlerinde ulaşmışlar. Böylece, 2007 seçimlerinde parlamentoda temsil hakkı kazanan 550 milletvekilinin 50’si kadın oldu. Bu oran, Birleşmiş Milletler tarafından yapılan kadınların parlamentoda temsil oranına ilişkin uluslararası sıralamada bizi daha önce bulunduğumuz 120. sıradan 100. sıraya çekmeye yetti belki, ama Meksika (%25), Pakistan (%20,4), Bulgaristan (%22,1), Yunanistan (%13) ve hatta Afganistan (%27,3) ve Etiyopya’nın (%21,4) çok gerisinde bıraktı. Öyle ki, geldiğimiz nokta 2007 Haziran sonu itibariyle dünya çapındaki parlamento ve senatolardaki ortalama kadın temsilci oranını gösteren %17,3 rakamının dahi çok gerisindeyiz.
Aslında ülkemizde kadının ekonomik ve toplumsal alanlarda ne denli az varlık gösterebildiği ve kamusal alandaki yokluğu göz önünde tutulduğunda, siyasal alandaki bu görünmezliği belki de şaşırtıcı değil.

Nitekim katılım mevzusunun eğitimle de çok ciddi bir ilişkisinin olduğunu görüyoruz. Örneğin Türkiye’de kızlarda okullulaşma oranları ilköğretim düzeyinde %87, üniversite düzeyinde %24 civarındadır. Buradan baktığımızda üniversite düzeyindeki okullaşma oranı % 24 civarında olan kadınların katılım oranlarının da paralelde ya da daha aşağılarda olmasını anlamak kolaylaşıyor. TOG içindeki gönüllülerin cinsiyet oranlarına da bakmakta yarar var aslında.


Bu nedenle de ‘kadınların her düzeydeki katılımı, kendi kaderlerini ellerine alabilmeleri, geleneksel cinsiyet rollerinin değişime uğratılabilmesi ve kadın sorunlarının gündeme taşınabilmesi için çok çok gerekli. Yani aslında, kadınların toplumsal ve ekonomik hayata katılımının yetersizliği, temsil sorununun da en temel ve en yapısal neden’i bence.

Kota ve Pozitif Ayrımcılık Uygulamaları
TOG içinde esnek bir kotalama ve güçlü bir şekilde dillendirilen pozitif ayrımcılık olgusuna baktığımızda; burada da sistemleşmiş bir politikadan bahsetmek zor. Benim bildiğim sadece ulusalda gerçekleşen konsey ve eğitimlerde %50-50 kota ya da %100 kadın destekli pozitif ayrımcılık uygulaması var. Bunun dışında örgütlenme sorumlularının kadın-erkek dengesi sıkça talep edilen bir şey ama bir netliğe bağlanmış durumda değil. Bu nedenle de TOG’un katılımın cinsiyetine dair politikasını somut anlamda netleştirmesi, söylem bazından ve esnek kota-pozitif ayrımcılık boyutundan çıkarıp kesin şartlara bağlaması gerektiğini düşünüyorum.

Bu konudaki önerilerime geçmeden önce kota ve pozitif ayrımcılık uygulamalarının sonuçları ile ilgili birkaç örneği incelemek fikir verme açısında faydalı olabilir belki. ‘Kotaların uygulandıkları yerlerde hızlı ve etkin bir çözüm sağladıkları söylenebilir. Örneğin Güney Afrika'nın 1994’te apartheid (ırk ayrımcılığı) döneminin kapanmasının ardından gerçekleştirdiği ilk demokratik seçimlerde getirdiği kadın kotası, daha önce %3 düzeyinde olan kadın temsilci oranını on yıllık bir dönemde %30’un üzerine çıkarmaya yaradı. Kadınların siyasal katılımının zaten görece yüksek olduğu İskandinav ülkelerinde de siyasal temsilci oranında kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması yönünde bir adım olarak zaman zaman kota uygulanması benimsendi. Aksi yönde çarpıcı bir örnek ise Bangladeş’ten geldi: 2001 yılında kadın kotasının süresinin dolması ve yürürlükten kalkmasının ardından Nisan 2001 seçimlerinde kadın temsilci oranı %10’dan %2’ye düştü. Bu da kadın kotalarının geçici olma özelliği hasebiyle uzun vadeli çözüm yaratma konusundaki yeterliğini sorgulamak için önemli bir gerekçe’. Böylece kota tartışmalarını bu iki sonuç ekseni üzerinden devam ettirmek; mevzunun olumlu-olumsuz sonuçlarını iyi hesap etmek gerekiyor.

Bu konuda benim bir toplum gönüllüsü olarak önerim; TOG’un katılımın cinsiyetine dair eşitlikçi bir boyuta ulaşması için kesinleşmiş, esnek olmayan bir kota uygulamasına geçmesi yönünde. Yani örneğin Yönetim Kurulu’na 8 genç seçilecekse bunların ez az 4 tanesinin mutlaka kadın olmasına yönelik bir kota şartı getirilebilir. Ayrıca TOG bünyesinde gerçekleşen bütün katılım mekanizmalarında kadın-erkek oranının eşitliğini sağlayacak güçlü bir kotalama sistemi getirilmeli.

Son olarak kota olgusunun ancak kısa vadede dengeleyici bir araç olabileceğini düşünüyorum. Uzun vadede eşitlikçi bir katılımın sağlanması için, bütün toplum gönüllüsü gençlere yönelik bilinç yükseltici çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili yoğun bir gündeme ihtiyacımız var. Katılımın cinsiyetini erkek odaklı olmaktan çıkarmak istiyorsak; TOG bünyesinde yapılan her şeyin toplumsal cinsiyet duyarlılığı ile gerçekleştirilmesi ve bunun en az ilkeler kadar gönüllülerin yüreğinde yer etmesini sağlayıcı çalışmalara ihtiyacımız var.

NOT: Tüm bunlardan bahsediyorken, gençlerin katılımı konusunda erkeklerin de katılımı ile ilgili çok ciddi sorunlar olduğunu unutmuş değilim. Ama sadece YK aday adayları süreci ile gelişen tartışmalardan dolayı katılımın “kadın” boyutu ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. Yoksa erkeklerin katılımı ile ilgili de konuşmamız gereken milyon tane şey var…

6 Ocak 2010 Çarşamba

Gençlik ve Katılım

Türkiye özellikle gençlik alanında demografik fırsat penceresi dediğimiz olguya bağlı olarak önemli ayırt edici özelliklere sahiptir. Kendi içinde yaş dilimleri bakımından en geniş kategoriyi oluşturmanın yanı sıra Avrupa Birliği içinde de en büyük genç nüfus dilimine sahip ülke konumundadır. Türkiye’de 15–29 yaş aralığında bulunan genç nüfusun genel nüfusa oranı yaklaşık % 30’dur. Bu oran AB ülkelerinden İngiltere’de % 18,5, Almanya’da % 17,2 ve Fransa’da % 19,4’tür. Bu da Türkiye’nin gençlik alanındaki demografik fırsat olgusunu net olarak ortaya koymaktadır.

Bu demografik fırsat penceresinin üretken sonuçlar yaratması için gençlerin toplumsal alana aktif katılımı gerekmektedir. Yaşamın her alanında aktif yurttaşlık bilinci ile olaylara yaklaşan, sosyal sorumluluk algısı içerisinde kendisinden başlayarak çevresini dönüştürme uğraşı verecek olan gençlerin bu alandaki çabalarının somut göstereni katılım olgusundan geçiyor.


Toplumun özel gereksinimi olan kategorilerinden birisini oluşturan gençlerin katılımı genelde “boş zaman değerlendirme” sorunu olarak algılanmaktadır; ancak gençliğin kendi örgütlerine veya diğer gönüllü projelere katılımının bunun ötesinde gencin kişisel gelişimine yönelik doğrudan aktif yurttaşlık eğitimi işlevi bulunmaktadır. Bu nedenle gençler bu tür etkinliklerde örgün eğitim kurumlarında edinemeyeceği becerileri edinebilmektedirler.


Gençliğin katılımı ile ilgili birçok farklı tanım yapılmasına rağmen, genel olarak bu kavramdan anlaşılan: bireysel ve toplumsal düzlemlerde, gençliğe kendilerini ilgilendiren kararlara katılmak için fırsat verilmesi yoluyla ilgi, güç ve yeteneklerini tanımak ve desteklemektir (Çakı,2007:24-26). Gençliğin katılımı; gençlerin, yine kendilerini etkileyen karar, plan ve kaynaklar üzerinde söz sahibi, sorumlu ve etkili olmasını ve de kontrolü paylaşmalarını sağlayan bir süreçtir. Mevcut iki tür katılım arasında bir ayrım söz konusudur. Sosyal katılım; okuduğunuz okullar, üyesi olduğunuz spor kulüpleri veya çalıştığınız işyeriniz gibi sosyal örgütlerin ve bu örgütlerin aktivitelerini etkilemenizle ilgilidir. Siyasi katılım ise; yerel, bölgesel, ulusal ve uluslar arası politikaları etkilemekle ilgilidir.

Katılımla birlikte ortaya çıkan yetkilendirmeyi ise, toplumda yer almak için gereken kapasiteyi oluşturma süreci olarak tanımlayabiliriz. Gençliğin yetkilendirilmesinden kasıt, karar-alma aşamasında katılımda bulunmaları anlamına gelmektedir. Tabi aynı zamanda, toplumdaki genç kız ve erkeklerin; sağlık, iş ve eğitim gibi olanaklara ve toprak, kredi vb. gibi kaynaklara erişimlerinin sağlanması yoluyla aynı zamanda katılımlarının da sağlanmasıdır. Gençlerin yetkilendirilmesi demek, onlara, kendi hayatlarını etkileyen kararlar alabilmelerini sağlayacak fırsatları sunmak demektir. Gençler pasif değildir, aksine kalkınma ve değişimin savunucusu aktif bireylerdir!

Gençliğin katılım ve yetkilendirilmesi neden bu kadar önemli? Her şeyden önce, bu bir hak! Gençlerin, toplumda etkin olarak yer alma ve kendi hayatlarını ilgilendiren konularda fikirlerini dile getirme hakları vardır. Erken çocukluk döneminde çocuk, sosyal hayata aktif katılımı teşvik eden yurttaşlık temelli hak ve sorumlulukların belirlendiği bir ortamda büyümüşse, muhtemelen demokratik sistemi destekleyecek ve toplumsal sorunların çözümüne aktif olarak katılacaktır. (UNDP, 2008:77). Gençlerin toplumda etkin olarak yer alması desteklenirse, hak ve ödevleri konusunda daha bilinçli olacak ve dolayısıyla daha sorumluluk sahibi vatandaşlar olacaklardır. Demokratik, hoşgörülü ve adil toplumlar, önlerine çıkan etkin katılımda bulunma fırsatlarını eğitimleriyle birleştirmeyi başarabilen vatandaşlar vasıtasıyla ayakta dururlar. Bu sebepten katılım, aynı zamanda bir ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.

Katılımın; çalışma hayatına katılım gibi ekonomik, karar alma süreçlerine katılım gibi siyasal, toplum ve çevre faaliyetlerine katılım gibi sosyal ve sanat faaliyetleri, kültürel değerleri üretmede yer alması gibi kültürel boyutları vardır.

Arı Hareketi’nin 1999 yılında, Strateji Mari araştırma kuruluşu ve Uluslar arası Cumhuriyetçiler Enstitüsü’yle birlikte yaptıkları gençlik araştırmasında; gençlerin herhangi bir sivil toplum kuruluşları etkinliklerine davet edilme oranı % 21’di. Toplumsal konularla ilgili STK’lara üye olma oranı % 7,6’ydı. ‘İstanbul Gençliği-STK Üyeliği Bir Fark Yaratıyor mu?’ adlı araştırmada 15-24 yaş arası, eğitim gören 1014 gencin % 11,7’si spor kulüplerine üye, % 13,8’i derneklere/kuruluşlara üye, % 74,5’i hiçbir dernek ve kulübe üye çıkmamaktadır (Akyüz vd,2008). Bu istatistiklerden de anlaşılacağı üzere Türkiye’de gençliğin sivil topluma katılımı noktasında ciddi bir eksiklik görülmektedir. Oysaki toplumsal değişim dinamiklerinin oluşturulması ve üretken bir neslin ortaya çıkmasının temel önkoşullarından biri de gençliğin katılımıdır. Gençlik aktif siyasa alanına katılarak; toplumsal sorunlara çözüm arayan, ülkenin demokratik kalkınmasını destekleyen ve kamusal alanda etkin görünürlük sağlayan bir katılımcı demokrasi ortamı oluşturabilir.

‘İstanbul Gençliği-STK Üyeliği Bir Fark Yaratıyor mu?’ adlı araştırmaya göre, gençlerin STK üyeliği düşük olmakla birlikte, yarısının bir sivil toplum kuruluşuna üye olmayı düşündüğü görülmektedir. Üye olma ile üye olması düşünülen açısından bakıldığında farkın en az olduğu dernek türü, öğrenci kulüp ve dernekleridir. Bu da gençlerin kendi aralarında oluşturdukları örgütlenmelerde kendilerini daha rahat hissettiklerini, karar alma mekanizmalarına katılım anlamında kendilerini daha doğrudan katabildikleri için rağbet ettiklerini görüyoruz (Akyüz vd,2008).

Gençlerin aile kararlarına katılım oranlarının da çok düşük olduğunu görüyoruz. Örneğin UNDP’nin yaptığı Gençliğin Durumu Araştırması’na katılan gençlerin aile içinde hangi televizyon kanalının seyredileceği ile ilgili karara katılım düzeyi % 55, aileyi ilgilendiren ekonomik konulara katılım düzeyi ise % 43 oranında (UNDP, 2008:78).

İçinde yaşadığımız süreçte, iki temel faktör genç kuşakların siyasete aktif katılımını ve etkin aktörler haline gelmelerini engellemektedir. Bunlardan ilki piyasa işleyişinin tek model olarak algılandığı ekonomik yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, ülkedeki yönetsel süreçleri yönlendiren en temel yapı piyasadır. Her şey piyasanın etkin işlemesini sağlamaya yönelik tasarlanmaktadır ve siyasetteki bireyler de piyasa işleyişine göre hareket etmektedir. İkinci temel faktör ise, siyaseti olumsuzlayan 12 Eylül sendromudur (Altındaş,2007:92,Yentürk,2008:73).

1980 sonrası kuşakla ilgili yapılan birçok araştırmanın sonuçlarına baktığımızda gençlerin siyasete ilgisizlikleri ve siyasal katılımlarının düşüklüğü açıkça görülmektedir. 1966’da yapılan ve üniversite gençlerinin siyasi eğilimlerini araştıran bir çalışmaya göre öğrencilerin % 8,1’nin siyasi parti faaliyetlerinde etkin olarak yer aldığı görülür (Ozankaya,1966:127, akt. Caymaz,2008:302).

Oysaki Kentel’in 1999 yılında yayınlanan araştırma sonuçlarına baktığımızda, gençlerin sadece % 3,7’si bir siyasal parti üyesidir. Siyasal partilerin dışında herhangi bir siyasal, sosyal ve kültürel dernek veya gruba üye olanların oranı % 3’tür (Kentel,1999:16). Yine UNDP’nin 2007 yılında yaptığı bir başka araştırmaya katılan gençler içinde de halen bir siyasal partide faaliyet gösterenlerin oranı % 4,7 ve Türkiye’de bir sivil toplum kuruluşu üyesi olanların oranı ise % 4’tür (UNDP, 2008:78).

Ayrıca üniversite gençleri arasında 2003 yılında yapılan Türk Üniversite Gençliği Araştırması’na baktığımızda, üniversite öğrencileri arasında da benzer bir durum olduğunu görüyoruz. Araştırmaya göre, üniversite öğrencilerinin sadece % 1,4’ü boş zamanlarını derneklerde, siyasal partilerde geçirmektedir (Gazi Üniversitesi,2003:85). 2004 yılında İstanbul’da 18-25 yaş arasındaki gençlerle gerçekleştirilen İstanbul Gençliği Gençlik Değerleri Araştırması’nın çıktılarına baktığımızda, gençlerin % 85,1’nin herhangi bir siyasal parti, dernek, kulüp gibi oluşumlara üye olmadığı görülür (Kazgan,2006:51).

Lüküslü’nün Aralık 2000-Mart 2004 tarihleri arasında İstanbul’da yaşayan 18-25 yaş arası 80 gençle yaptığı derinlemesine görüşmelerde, bu genç kuşağın hiçbir şeyle ilgilenmeyen “vurdumduymaz”, “bencil” bir kuşak değil, aksine sorunların farkında olan, sorunlardan rahatsızlık duyan hatta acı çeken gençler olduklarını, fakat siyasete olumsuz bakışlarından dolayı siyasi alanın bir parçası olmamayı seçtiklerini gösteriyor (Lüküslü,2008:291).

Lüküslü, gençliğin siyasete olan ilgisizliğini yorumlarken, bunu sıkça kullanılan şekliyle bir "apolitizm" olarak değil de, sistemin toplumsal kurgulanışındaki güçlü yapıya karşı değiştirici bir etkimede bulunamayacaklarını düşünen ve bu nedenle de aktif siyaset alanına girmek istemeyen gençlerin "zorunlu konformizmi" olarak yorumlar (Lüküslü,2006). Lüküslü'ye göre gençler aslında kendi kişisel ve akran sosyalliklerinde siyasetle ilgili duyarlı, ilgili ve bilgili olmalarına rağmen, siyaset alanını yetişkinlerin iktidar ilişkilerinin "kokuşmuş" düzeni olarak yorumladıkları ve bu alanı kendi özgürlük talepleri lehine dönüştüremeyeceklerine inandıkları için girmemekteler. Ayrıca küreselleşmenin etkisi ile, Türkiye’nin ABD, AB ve IMF tarafından yönetildiğini, hükümetlerin dahi ülkeyi belirli güçlerden çekinerek, tam olarak özgür yönetemediklerini düşünen gençler siyasal alanın bir parçası olmayı istememekte ve Certau'nun "taktik" dediği duruş temelinde, bir uymacılığa, bir zorunlu konformizme yönelmekteler. Yani aslında inanmadıkları, memnun olmadıkları ve hatta kendi kişisel yaşam alanlarını daralttığını düşündükleri bir toplumsallıkta, sanki her şey yolundaymış, siyasetler hiçbir problemleri yokmuş gibi davranarak bir zorunlu konformizm üretmekteler.

Nitekim Metropoll ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından Mart 2008'de 16 il ve 26 üniversitede okuyan ve 18-28 arası değişen 1508 üniversite öğrencisi genç ile yapılan "Üniversite Gençliği Araştırması"nda, gençlerin "siyasetle ne derece ilgileniyorsunuz?" sorusuna verilen cevaplara bakıldığında, üniversite gençlerinin yüzde 17,1'nin hiç ilgilenmediği, yüzde 9,5'inin aktif olarak ilgilendiği ve 73,3'ünün ise ilgilendiği ama aktif olmadığı görülüyor. Diğer yandan bir partide politika yapmayı sadece 19,3'ünün düşünmesi, yüzde 66,4'ünün politika yapmaya karşı çıkması ve yüzde 12,7'lik kesimin kararsız olması dikkat çekicidir.

Bu durum aslında Lüküslü'nün tezleriyle de örtüşüyor bence. Siyasetle ilgilenenlerin oranı çok yüksekken, aktif olarak siyaset alanında yer alma oranının bu derece düşük olması, gençlerin var olan siyaset alanına olan güvensizliklerini açıkça ortaya koyuyor.

5 Ocak 2010 Salı

“Genç”, “Gençlik”, “Genç Olmak”, “Gençlik Miti”

Gençlik politikalarının içeriğinin belirlenmesi ve üretilmesi sürecinde, en temel belirleyicilerden birisi gençliğin nasıl kavramsallaştırılacağıdır. Bütüncül ve etkili bir gençlik politikası için gençliğin ne şekilde kavramsallaştırıldığı büyük önem kazanmaktadır. Çünkü gençlik politikalarının geliştirilmesi sürecinde, gençlik kavramının biyolojik ve sosyo-ekonomik boyutlarıyla netleşen çerçevesi oranında, hedef kitleyi doğrudan etkileyen politika önerileri geliştirilebilecektir.

Gençlik üzerine yapılan çalışmalara baktığımızda, kavram üzerinde anlaşılmış ortak bir tanım bulunmamaktadır. Her ülke veya topluluğun kendi sosyo-ekonomik yapısı, sosyal ve gelişim düzeyine göre farklılaşan gençlik tanımları yapılabilmektedir.

Gençlik üzerine yapılan tanımların bazıları gençleri yaş kategorileri açısından, bazıları ise gençlik döneminin özelliklerine göre bu kavramı ele almaktadır (Eser,2004). Yani aslında “genç”, “gençlik” kavramları biyolojik, psikolojik, sosyolojik vb açılardan ele alınabilmektedir. Kimilerine göre 12-25, kimilerine göre 15-29, kimilerine göre ise 18 yaşında başlayıp 35 yaşına kadar uzanan bir dönem olan gençlik, farklı açılardan farklı perspektiflerde yorumlanmaktadır. Gençlik kavramının tanımı biyolojik, psikolojik ve toplumsal gelişme ölçü alınarak yapıldığı takdirde, biyolojik-psikolojik ve sosyal gelişmelerin her zaman eşzamanlı olmaması nedeniyle gençlik çağının başlangıcı ve bitişi konusunda da net bit sonuca ulaşılamamaktadır. Ancak bütün tanımlamalarda asıl önemli olan gençlerin kendilerini toplumsal aktör olarak görüp görmedikleri ve buna ek olarak da böyle görülüp görülmedikleridir (Çotuksöken,2007).

İki Farklı Bakış Açısı
Türkiye’de gençliği tanımlamak için iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, gençlik deyince “olması gereken”, “ideal” bir gençlik tanımını varsayıyor. Lüküslü, bunu “gençlik miti” olarak tanımlıyor. Yani gençliği aktif, dinamik, girişken, toplumu ileriye götürecek bir kategori olarak ele alan ve alabildiğince olumlayan; gençliği eğitimli olmakla, “aydın” olmakla tanımlayan ve siyasal alanda onu misyon yüklenmiş bir kategori olarak ele alan bu bakış açısı “gençlik miti” olarak tanımlanmaktadır (Lüküslü,2008:288). Nitekim medyadaki “gençlik imajı”na bakıldığında genelde bekâr, sağlıklı, dinamik ve orta sınıf öğrenciler olarak algılanılıyor. Oysaki bugün Türkiye’de 15-24 yaş aralığındaki gençlerin sadece üçte biri öğrencilerden oluşuyor. Çalışan gençler kadar işsiz gençler de mevcut (UNDP,2008).

Gençlik miti olgusu aslında sadece Türkiye’de değil, dünyadaki diğer toplumların da çoğunda yer almaktadır. Ancak ülkemizde bu olgu çok farklı bir tarihsel bağlamda evrilmiş ve kümülatif bir ilerleme ile güçlenmiştir. Özellikle Osmanlı’nın çöküş döneminde başlayan Batılılaşma hareketi sürecinde, batıdaki okullarda eğitim alarak yurda dönen ve “aydın” olarak tanımlanan bir genç kuşak yetişmiştir. Bu kuşağa, imparatorluğu var olan çöküş sürecinden kurtarma misyonu yüklenmiş ve siyasetin etkin aktörleri olarak görülmüşlerdir. Bu anlamda kökleri 19. Yüzyıla dayanan “gençlik miti”nin, Jön Türk kuşağı, daha sonra Osmanlı’nın son kuşağı olan ve Cumhuriyet’i kuran kuşak ve ardından da 1980’lere gelene dek cumhuriyetin tüm kuşakları tarafından benimsenip sürdürüldüğünü görüyoruz (Lüküslü,2008:289).


Bir diğer bakış açısı ise günümüz gençliğinin bu ideal tanımdan ne kadar uzak olduğunu, 1980 ve sonrası gençliğin önceki kuşaklardan ne kadar farklı olduğunu yani bu kuşağın eleştirisini yapıyor (Lüküslü,2008:287). Nitekim 1980 sonrası kuşakta yetişen gençler bu “”gençlik miti” kurgusu üzerinden anlamlandırıldıklarında “apolitik” olarak anlamlandırılmaktadırlar.

Türkiye’de 1980 sonrası genç kuşak birçok farklı tanımlamayla ifade edilmeye çalışılsa da, üzerinde anlaşılan ortak yön, onları olumsuzlayan bir bakış açısının geliştirilmiş olmasıdır. 1980 sonrası gençlik kuşağının daha önceki kuşaklardan en önemi farkı, gençleri siyasal bir kategori olarak anlamlandıran “gençlik miti”ne olan uzaklıkları ile tanımlanmalarıdır. Genelde “12 Eylül’ün çocukları”, “popüler kültür ve tüketimin çocukları”, “vurdumduymaz”, “değerlerini yitirmiş” gibi birçok tanımlamadaki olumsuz tavır, bu dönem gençliğine yönelik geliştirilen bakış açısını ortaya koyuyor (Lüküslü,2008:288).

Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Dünya Bankası’nın çoğu yayınında ise gençlik; insan yaşamının bir evresi, çocukluk döneminden yetişkinliğe bir geçiş olarak betimlenir ve genelde somut bir yaş grubuna indirgenerek tanımlanır (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:4). Biyolojik yaklaşıma göre gençlik homojen bir yarı-sınıf olarak tanımlanabilir. Bu yaklaşımda, gençliğin tanımlanışında Sosyo-ekonomik değişkenlerden ziyade, yaş grubunun kendisi öne m kazanıyor (Kentel,2005:13). Fakat gençlik tanımının bu sabit ve biyolojik temelli kavramsallaştırımı birçok eleştiriyi de beraberinde getirmiştir.

İlk eleştirilerden birisi biyolojik temelli bir yaş grubunu esas alan yaklaşımın, zaman ve mekan gibi temel değişkenleri dikkate almamasıdır. Oysaki 20. Yüzyılda sanayileşme, kentlileşme, okullaşma, bilgi teknolojilerindeki hızlı değişim gibi etkenler nedeniyle gençlik dönemi uzamaya başlamıştır. Örneğin çoğu uluslararası kuruluş tarafından 15-25 yaş aralığı olarak kabul edilen gençlik tanımı, gençlerin okulda kalma sürelerinin uzamasına bağlı olarak 15-29 yaş aralığına uzatılmıştır. Gençlik tanımlaması sadece yaş aralığı üzerinden yapıldığında, gençlik biyolojik bir kategori olarak anlamlandırılır ve dolayısıyla da tarihsel ve toplumsal süreçlerden etkilenmeyen, bağımsız bir doğası olduğu varsayımına indirgenir (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:5). Lüküslü’nün de dediği gibi bu tür bir tanım da, gençliğe daima yenilikçi, dinamik, güçlü, üretken gibi olumlu anlamlar ya da tam tersi olay çıkartan, sorunlu, uzlaşmaz, tehlikeli sıfatlar yükler (Lüküslü,2008).

Gençliği değişmez bir biyolojik veri olarak ele alan yaklaşımın bir uzantısı olarak ortaya çıkan bir diğer bakış açısı da, gençleri araçsallaştırma temelinde kavramsallaştırmaya çalışır. Bu şekilde tanımlanan gençler, “toplumun en dinamik”, “yarınlarımızın teminatı” ve “sürdürülebilir ekonomik bir büyüme” için yatırım yapılan bir araçsal nesneye indirgenirler. Böylece de, gençler sadece “ daha büyük/önemli” olduğu düşünülen bir başka “şey” için dikkate alınıp önemsenirler (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:5).

Bir başka benzer gençlik tanımında ise, gençlik “yetişkinliğe geçiş süreci” olarak algılanır ve bu anlamda gençlik, yetişkin olmaya giden yol, yetişkinlik ise varılacak nihai yer olarak kodlanır. Bu noktada gençlik bir anlamda nihai varılacak yer olan yetişkin olmama hali yani “eksik” bir durum olarak algılanır. Böylece gençlik yetişkinlerin yönlendiriciliğine ihtiyaç duyan bağımlı bir kategoriye indirgenir. Toplumsal hayata katılım ve eşit haklara sahip olmak için yetişkin olmayı beklemek gerektiği vurgulanır (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:5). Bu da yetişkinler ile gençler arasındaki hiyerarşiyi doğallaştırarak, yetişkinler lehine bir iktidar mekanizması üretir. Çünkü “genç olma” ve “yetişkin olma” durumu yetişkin iktidarı bağlamında kurulur. Yani aslında yaş temelli sınıflandırma mantığı, iktidarı elinde tutan yetişkinlerin gençlerin özerk yaşam olanaklarını sınırlandırması sonucunu doğurur.

“Sosyo-ekonomik” olarak adlandırılan bir yaklaşımda ise gençlik sadece bir “kelime”den ibarettir. Yani gençlik dediğimiz olgu ancak toplumsal sınıflar içindeki farklılıklar temelinde ele alınabilir. Gençlik değil, birbiriyle fazla ilişkisi olmayan “gençlikler” söz konusudur. Bu yaklaşımda gençliğin tek bir homojen kategori olarak kurgulanması, manipülasyon olarak algılanmaktadır. Gençlik içinde de eşitsizliklerin yeniden üretildiği mekanizmalar olduğunu savunan bu yaklaşıma göre, gençlik kategorisi olarak düşünülen grup içinde çok büyük iç farklılıklar mevcuttur (Kentel,2005:13). Gençliği anlamak için toplumdaki iktidar ilişkilerine bakmak gerekir.

Son olarak gençler yaşadıkları dönemin Sosyo-ekonomik koşullarından, kültürel üretimlerden, üretim ve paylaşım politikalarından etkilenirler. Örneğin 1970’li yılların en aktif siyasi aktörleri olan gençler, 1980 askeri darbesinden sonra kurumsal siyasi yapılardan uzak durmayı öğrendiler. 1990’lı yılların küreselleşme sürecine bağlı olarak oluşan neo-liberal politikalar bağlamında piyasaya güvenmeyi öğrendiler. Bilgi ve iletişim teknolojileri, internet ve uydu sistemlerinin sağladığı imkanları kullanarak birbirleriyle ve dünyayla ilişki kurmayı öğrendiler (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:7). Bu da gençlik tanımın sabit bir doğasının olmadığını, canlı ve sürekli farklılaşan bir boyutu olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak yukarıda bahsettiğimiz biyolojik ve Sosyo-ekonomik yaklaşımların birbirlerine karşıtlık temelinde anlamlandırmak yerine, ikisini bir araya getirecek daha dinamik bir gençlik tanımı yapılabilir. Bu bağlamda her genç kuşağın önceki kuşaktan farklı özellikler gösterdiğini ancak bu farklı özelliklerin de toplumdaki Sosyo-ekonomik kategorilerle bağlantılı bir şekilde geliştiğini söyleyebiliriz (Kentel,2005:13). Nitekim bunu örneklemek gerekirse sosyal kökeninden bağımsız bir gençlikten bahsetmek çok zordur. Farklı sosyal kesimlerden gelen gençler, önemli toplumsal dönüşümleri farklı şekillerde deneyimlerler. Varoşlarda yaşayan işsiz bir genç ile zengin bir aile üyesi ve üniversite öğrencisi bir gencin farklı kültürel ve toplumsal koşullardan etkilendiği ve aralarında ciddi farklar bulunduğunu söyleyebiliriz (Kurtaran, Nemutlu ve Yentürk, 2008:7). Bu örnek üzerinden gidersek, aslında varoşlarda yaşayan genç ile zengin aile üyesi ve üniversite öğrencisi gencin kendilerinden önceki kuşaktan farklı olduğunu, ama aynı zaman diliminde yaşamalarına rağmen dahil oldukları sosyo-ekonomik kategoriler nedeniyle de farklılaştıklarını görüyoruz.

Referanslar
o Eser, H.B. (2004), Üniversite Gençliğinin Siyasal Tutumları Üzerine Bir İnceleme-SDÜ Örneği, http://www.yerelsiyaset.com
o Çotuksöken, B. “Birey Olarak Gençler ve Gönüllülük”, ÇYDD, 24.11.2007
o G. Nemutlu, N. Yentürk ve Y. Kurtaran, (2008), Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları içinde, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları.
o Kentel, F. (2005), Türkiye’de Genç Olmak: Konformizm Ya da Siyasetin Yeniden İnşaası, Birikim Dergisi, no 96, İstanbul.
o Lüküslü, D. (2008), Günümüzde Türkiye Gençliği: Ne Kayıp Bir Kuşat, Ne de Ülkenin Aydınlık Geleceği, (der.)- G. Nemutlu, N. Yentürk ve Y. Kurtaran, Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları içinde, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları.
o UNDP (2008), “Türkiye 2008-İnsani Gelişme Raporu: Türkiye’de Gençlik”, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Ankara.

Türkiye'de Gençliğin Yeniden Hareketlenmeye Başlaması

2008 yılı Aralık ayı içinde Yunanistan’da 16 yaşındaki bir gencin polis kurşunuyla ölümünden sonra iki hafta boyunca Yunanistan’ı savaş alanına çeviren anarşist ve sol gençlerin isyanı ile birlikte, yeni kuşak gençler üzerine daha fazla düşünülmeye, daha fazla yazılmaya başlandı. Genç bir kuşağın can havliyle ileriye atılıp ülkenin siyasal ve sosyal gündemini tarumar ettiği bu ruh halinin örneklerine ya da emarelerine aslında yakın zamanlarda şahit olmuştuk. Fransa’daki banliyö ayaklanmalarıyla gerçekleşen eylemlerden, İtalya’daki öğrenci radikalizmine kadar yakın tarihli bir dizi örnek geliyor hemen insanın aklına. Marx ve Engels'in "Avrupa'nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor" dediğine benzer bir mevzu, ama bu sefer komünizmin hayaleti değil sosyal politikaların yokluğu ve neo-liberalizmin krizi nedeniyle sokaklara dökülen gençlerin hayaleti dolaşıyor Avrupa'nın üzerinde. Gençliğin zorunlu konformizmden çıkıp, toplumsal hayatta etkin bir aktör olmak adına anlamlı pratikler sergilemeye başladığının ilk örnekleri olarak okumak gerekiyor bu eylemleri.

Her şeyin piyasa değerlerine indirgendiği ve sosyal politikalardaki çarpıklığın gittikçe yeni nesil gençler üzerinde etkilerini hissettirmeye başladığı bu dönemlerde gençler, etkin bir gençlik politikasının oluşumu için adeta 1968 kuşağına benzer bir hamleye girişmeye başladılar. Özellikle 2000’li yılların başında Avrupa Birliği Gençlik programı ile başlayan süreçte gençlik çalışmaları ve gençlik politikalarıyla daha fazla ilgilenilmeye başlandı. Bu süreçte gençlere yönelik açılan hibe programları, gençlerin toplumsal hayata katılımını destekleyen kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesi, gençlik sivil alanının hızla genişlemesi gibi gelişmeler yaşandı. Nitekim bu süreçte, daha önce homojen olarak algılanan “gençlik” kategorisinin “gençler” kategorisine dönüştüğünü ve bireyler olarak kendileriyle uğraşmaya başlayan, kendileri üzerine düşünmeye başlayan gençlerin heterojenleştiğini görüyoruz (Kentel,2002). Yani aslında artık farklı gençliklerden bahsetmemiz gerekiyor.

Bu değişimlere bağlı olarak Türkiye’de de son yıllarda gençlik üzerine yoğun bir siyaset ve tartışma alanı da oluştu. “Gençler bizim geleceğimiz!”, “Ülkemizin genç nüfusa sahip olması çok büyük bir avantaj” gibi söylemler siyaset sahnesinde çokça tüketilmeye başlandı. Ancak bu söylemlerin somut yansımalarına baktığımızda durum pek de iç açıcı değil. Gençler söylem bazında her ne kadar merkezi bir yerde dursalar da, Türkiye’de sağlıklı bir gençlik politikası olduğunu söylemek makalenin ilerleyen bölümlerinde göreceğimiz üzere neredeyse imkansız. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana gençleri merkeze alan etkin bir gençlik politikasının hiçbir zaman oluşturulamadığını görüyoruz. Gençler halen seslerini gerekli yerlere duyuramıyor, hak ettikleri yetki ve sorumluluk verilmiyor. Eğitim, sağlık, barınma, katılım gibi sosyal haklarından mahrum olan gençlerin gündelik yaşamda katılımlarını teşvik edecek bir alan yaratılmıyor.
BM 2007 yılı Ulusal İnsani Gelişme Raporu'nu Türkiye'de gençlik alanına yönelik hazırladı. Büyük bir kısmı gençler tarafından hazırlanan Türkiye’de Gençlik isimli rapordan çıkan ilk sonuçlara göre tek bir genç kategorisinden bahsedemeyeceğimizi görüyoruz. Örneğin 1 milyon genç iş arıyor. 2,5 milyon kız ne iş arıyor, ne de okul okuyor. 300 bin genç iş aramaktan vazgeçmiş. Yani çok umutsuz bir yerden tutunuyor hayata. 15-24 yaş arasında 650 bin engelli genç var. Raporun en ürkütücü sonuçlarından birisi de gençler arasında ciddi bir toleranssızlığın olması. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş. Sosyal dışlama gittikçe yaygınlaşıyor.

Buna rağmen rapora göre 2023 yılına gelindiğinde Türkiye nüfusunun yaklaşık % 70’i çalışma çağında olacak ve zamanla azalsa da ülkenin çalışma çağındaki nüfusu 2040 yılına kadar artmaya devam edecek. Nüfus artış hızı düşerken, çalışma çağındaki nüfusun artmaya devam etmesi durumuna “demografik fırsat penceresi” deniliyor (UNDP,2008). Türkiye nüfusunun % 46’sı 24 yaşının altında ve gelecek 20-30 yıl içinde de Türkiye’nin bu genç nüfusunu koruması bekleniyor. 15-24 yaş aralığında 12 milyon genç bulunuyor. Bu oran ülke nüfusunun % 20'sini oluşturuyor. Dünya genelinde bu yaş aralığındaki genç nüfus oranı %15'in üstüne çıktığında “demografik fırsat penceresi” dediğimiz bir olgudan bahsediliyor. Demografik fırsat penceresi genelde her ülkenin ancak bir defa yaşayabileceği çok önemli bir aşamaya tekabül ediyor. Örneğin demografik fırsat penceresini yakın dönemde yaşayıp çok ciddi bir kalkınma hamlesi yaşayan ülkelerden birisi de Güney Kore'dir. Genç nüfus avantajını büyük bir kalkınma ve istihdam enerjisine dönüştüren ülke çok kısa sürede ciddi bir kalkınma hamlesi gerçekleştirdi. Gençler ülkelerin sosyal ve ekonomik ilerlemesinde önemli bir role sahip olduğundan, bu oran Türkiye için çok önemli bir demografik fırsat penceresidir.

Yukarıda yazılanlar her ne kadar umutsuz bir çerçeve sunsa da; son yıllarda gençlik çalışmaları ve gençlik politikaları ile ilgili çok önemli gelişmeler de yaşanıyor.

Örneğin gençlerin katılımları ve aktif yurttaşlık temelinde örgütlenmeleri ile ilgili özellikle Avrupa Birliği üyelik sürecinde Türkiye’nin içine girdiği hızlı değişim ve dönüşümle birlikte gençlik politikalarını da olumlu anlamda etkileyen birçok süreç yaşandı. Avrupa Birliği’nin gençlik politikaları alanında yaptığı çalışmalara ortak olan Türkiye’de gençliğin katılımını ve sivil toplum alanında etkin bir aktör olarak görünürlüğünü sağlayan AB Eğitim ve Gençlik Programı bu bağlamda çok önemli bir boşluğu dolduruyor.

Türkiye, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programı’na 2003 yılında aktif olarak katıldı. 31 ülkenin yer aldığı ve gençlik çalışmaları alanında önemli bir misyon yüklenen program; gençlerin sivil toplum alanına aktif katılımını destekleyen politikalar yürütüyor. Türkiye’de gençliğin katılımı anlamında her ne kadar ciddi sorunlar olsa da, özellikle AB Eğitim ve Gençlik Programı’nın gençliğin katılımını artırmada önemli etkiler doğurduğunu söyleyebiliriz.

Avrupa Birliği Gençlik Programı’na 2003 yılının sonlarına doğru katılan Türkiye İkinci dönemi 2006 Aralık ayında sona eren programa, katıldığı üç yıllık süre boyunca büyük bir katılım oranı elde etti. Çok kısa bir süre içerisinde program kapsamında gençler tarafından 10.000’den fazla proje başvurusu olmuş ve bu dönemde 3.000’den fazla proje kabul edilmiştir. Üç yıllık kısa bir sürede yaklaşık 40.000 kişi bu projelerden yararlandı. Bu dönemde ülkemize 68 milyon avro tahsis edilmişti ve % 96’lık bir kullanım oranıyla paranın çok büyük bir kısmı kullanılmış oldu. Bu dönemde yaşanan en büyük sıkıntılardan birisi; proje başvurusu çok olmasına rağmen, ayrılan ödeneğin yetersiz olmasıydı. 2007-2013 yeni döneminde bütçe % 70 oranında artırıldı. Yeni dönemde 6 yıl boyunca 559 milyon avroluk ödenek kullanılacak.

Türkiye programa 2003 yılında katılmasına rağmen 31 ülkenin üye olduğu programda, dört yıllık kısa bir sürede en üst sıralara yükselmeyi başardı. Gençlik Programı’nda en büyük bütçeye sahip 4. ülke; Hayat Boyu Öğrenme Programı’nda ise en büyük bütçeye sahip 7. ülke konumuna geldi (Hasdemir,2007). Bu da gösteriyor ki, Gençlik Programı gibi sistemler ülkemizde gençliğin çeşitli sosyal sorumluluk projeleri üreterek aktif sivil topluma katılımlarını olumlu anlamda etkiliyor. Program kapsamında hazırladıkları projelerin desteklenmesi için dernek, vakıf, kulüp ve grup girişimleri şeklinde örgütlenmeleri gereken gençler; bu sayede hem toplumsal sorunların çözümü için sosyal sorumluluk projeleri üreterek aktif katılım göstermekteler, hem de bu süreçte sivil toplum alanı ile tanışarak çeşitli sivil örgütlenmelerin oluşmasını sağlamaktadırlar.
Gençlerin sivil topluma aktif katılımı, demokratik toplumların ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’de uygulanan Gençlik Programı, gençlerin katılımı ile daha iyi kararlar ve dolayısıyla daha iyi sonuçlar alınmasını sağlayarak, genç bireylerin insan hakları ve demokrasi konusundaki anlayış ve uygulamaları güçlendirdi. Gençlerin kendi yerellerinden hareketle ürettikleri projeler ile toplumsal bütünleşme ve kenetlenmeyi artırarak gençlerin katılımını sürekli hale getirdi.

Gençler, Gençlik Programı kapsamında kendi yerellerinde yaşanan sorunlara çözüm üretmek amacıyla bir araya gelerek sosyal sorumluluk projeleri üretti. Bu projelerin hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde aktif yer alarak katılım gösterdiler ve bu sırada sivil toplum bilinci kazanarak toplumsal katılımın önemini kavradılar. Daha önce kendi yerelindeki sorunların farkında olan ama herhangi bir destekleme sistemi olmadığı için pasif kalan gençler; programın sağladığı hibeler ile üretken ve yararlılık duyguları içinde aktif yurttaşlık bilincini edindiler.

Türkiye’deki gençlik politikaları ile ilgili bir diğer önemli gelişme ise, özellikle gençlik politikaları konusundaki akademik boşluğu önemli oranda dolduran “Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları” isimli kitap oldu. Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi’nden Nurhan Yentürk, Gülesin Nemutlu ve Yörük Kurtaran tarafından derlenen “Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları” kitabı gençlik çalışması ve politikaları ile ilgili 21 makaleden oluşuyor. Kitapta, Türkiye’deki gençlik alanı ile ilgili teorik ve pratik uygulamalar ile ilgili çok kapsamlı çalışmalar bulunuyor. Türkiye’de sistemli ve bütünlüklü bir gençlik politikası olmadığını ve hatta aslında bu durumun devletin en temel gençlik politikası olarak da okunabileceğini vurgulayan yazarlar; çok radikal ve kapsamlı bir gençlik politikaları önerisi sunuyorlar.

Kitabın Türkiye’deki gençlik alanı ile ilgili bu güne kadar yazılmış en kapsamlı metin olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca özellikle Birleşmiş Milletler kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayınlanan Türkiye’de Gençlik raporu ile aynı dönemde yayınlanan kitabın; raporla birlikte gençlik alanına dair çok geniş bir tartışma alanı doğurduğunu da söyleyebiliriz.
Gençlik politikaları ile ilgili yaşanan bir diğer önemli gelişme ise 5. Dünya Gençlik Kongresi’nin 31 Temmuz – 13 Ağustos 2010 tarihleri arasında, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da gerçekleştirilmesi. Dünya Gençlik Kongresi, gençlik örgütleri ve hükümetlerin es güdümlü çalışmalarıyla organize edilen; dünyanın en saygın, en geniş katılımlı ve en önemli gençlik toplantısıdır. Kongrelere 120-150 Birleşmiş Milletler üyesi ülkeden yaklaşık 1000 genç ve çok sayıda kalkınma ve gencilik uzmanı, gazeteci, akademisyen, eğitmen, sanatçı ve diplomat katılmaktadır.

Kongrenin amacı, dünyamızın bugün karsılaştığı sorunların çözümünde gençlerin en etkin rolü nasıl alabileceklerini tartışmak ve bu yönde sürdürülebilir gençlik politikaları oluşturmaktır. Bunun yanında gençler arasında tecrübe paylaşımı sağlayarak, Birleşmiş Milletlerin Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için gençlerin katkısını ortaya koymak ve sürdürülebilir kalkınmanın önemini vurgulamaktır. Türkiye’de gerçekleştirilecek olan kongrenin gençlik politikalarının üretim sürecine öneli etkide bulunacağını söyleyebiliriz.

Bunlar dışında Türkiye’deki gençlik sivil alanında da çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Örneğin bir grup gencin bir araya gelerek kurdukları Genç Siviller Hareketi, son yıllarda Türkiye’de en etkili sivil eylemler başlatan bir harekete dönüştü. Gençlerin toplumsal hayata aktif katılımlarını destekleyen ve Türkiye’deki üniversitelerin büyük çoğunluğunda örgütlenen Toplum Gönüllüleri Vakfı, gençler üzerine akademik araştırmalar yapan ve gençlik çalışmaları ile ilgi modelleme çalışmaları geliştiren Bilgi üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi, Binyıl kalkınma Hedefleri doğrultusunda Türkiye’de gençler ile ilgili hizmet veren Yerel Gündem 21 Programı, gençlik ile ilgili geniş bir bilgi portalı olan www.genclikpostasi.org gibi; gençlik çalışmalarının yaygınlaşmasını ve gençlik politikaları üretim sürecini destekleyen önemli çalışmalar gerçekleştirildi.

Ayrıca AB Gençlik Programı, Gençlik Sosyal Gelişim Programı, Coca-Cola’nın desteklediği Hayata Artı Programı, Pepsi’nin Doğu ve Güneydoğu’da desteklediği gençlik merkezleri vb programlar sayesinde gerçekleştirilen gençlik projeleri ile gençlerin sivil topluma katılımlarını güçlendiren önemli sonuçlar doğurdu.

Referanslar
o Hasdemir, F. (2007), AB Gençlik Programı Başlarken, Eğitim ve Gençlik Dergisi, no:4, Ankara.
o Gençlik Programı Kılavuzu (2007), Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı, Ankara.
o G. Nemutlu, N. Yentürk ve Y. Kurtaran, (2008), Türkiye’de Gençlik Çalışması ve Politikaları içinde, İstanbul, Bilgi Üniversitesi Yayınları.
o UNDP (2008), “Türkiye 2008-İnsani Gelişme Raporu: Türkiye’de Gençlik”, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Ankara.
o Kentel, F. (2002), “Gençlik Örgütlenmeleri”, STK’larda Gönüllülük ve Gençlik içinde, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul.

4 Ocak 2010 Pazartesi

TOG YK Aday Adaylığı Başvuru Formum


Adı soyadı: Adnan ÇELİK
Doğum tarihi: 21.03.1983
Doğum yeri:Diyarbakır
Eğitim durumu: Dicle Üniversitesi-Sınıf Öğretmenliği-Selçuk Üniversitesi-Sosyoloji (Yüksek Lisans)
TOG örgütlenmesi: Kulp TOG
Saha Sorumlusu: (Diyarbakır-Elazığ-Mardin)


I. TOG DENEYİMİ
1. TOG’la tanışma hikayem:
Aslında TOG’la tanışma hikâyem kuruluşundan öncesine dayanıyor. Yönetim Kurulu başkanı Sayın İbrahim Betil daha TEGV başkanıyken, Kulp ilçesinde açılan öğrenim biriminin açılışına gelmişti. O zamanlar henüz lise öğrencisi ve TEGV’in etkinliklerinden faydalanan bir yararlanıcıydım. Daha sonra üniversiteye yerleşip bu defa TEGV’de yaz ayları boyunca gönüllülük yapmaya başladım. Sonrasında İbrahim Betil TEGV’den istifa etti ve gençleri merkeze alan bir oluşumu örgütlemeye yöneldi. Kuruluş aşamasında Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi kantininde bir resepsiyon verildi. O gecede kuruluş aşamasındaki TOG’un geleceğe dair perspektifini bizzat İbrahim Betil’den dinlemiştik. Daha sonra gel zaman, git zaman 2007 yılında Gençlik ve Sosyal Haklar Projesi’nin eğitmen eğitimi çağrısı düştü mail gruplarına. İçerik olarak beni çok ilgilendiren bir projeydi, hemen başvurdum ve kabul edildim. 2008 yaz döneminde TOG projeler departmanında 1 aylık stajın ardından, Kasım 2008’de TOG’da ilk üniversite dışı gençlik örgütlenmesi olan Kulp TOG’u kurduk. O günden beri de TOG’da çeşitli roller ve sorumluluklar alarak aktif olarak gönüllülük yapmaya devam ediyorum.

2. TOG bünyesinde katıldığım etkinlikler, projeler, aldığım sorumluluklar, Gençlik Konseyleri ve diğer eğitimler/toplantılar vb. (sondan başa doğru):
Ocak-2010 Saha Ziyaretleri-Sarı Anahtar Eğitimi-Diyarbakır/Mardin/Elazığ
Aralık-2009 Saha Ziyaretleri-Sarı Anahtar Eğitimi-Diyarbakır/Mardin
Aralık-2009 Kulp TOG-Barış Eğitimi Projesi-Organizasyon
Kasım-2009 Saha Ziyaretleri-Sarı Anahtar Eğitimi-Diyarbakır/Mardin
Ekim-2009 14. Gençlik Konseyi-Samsun
Ekim-2009 Saha Ziyaretleri-Diyarbakır/Mardin
Ağustos-2009 Saha Sorumluları Başlangıç Eğitimi-İstanbul
Ağustos-2009 Kulp TOG-Dönemsel Yaz Projesi-Organizasyon Ekibi
Haziran-2009 Kulp TOG-Yerel Atak Projesi-Organizasyon Ekibi
Haziran-2009 Kulp TOG/İTÜ Gençlik Konseyi-Kütüphane Kuruyoruz Projesi-Proje Sorumlusu
Haziran-2009 Kulp TOG-Dünya Çevre Günü Etkinlikleri-Organizasyon Ekibi
Mayıs-2009 Kulp TOG-Kitap Okuyoruz Etkinliği
Mayıs-2009 Gapgenç Festival-Kulp TOG adına festival düzenleme komitesi
Mayıs-2009 Kulp TOG-Ağaç Dikiyoruz Etkinliği
Kasım-2008 Kulp TOG Kuruluşu-Kuruluş Başvurusunu Yaptım
Ağustos-2008 TOG Staj-1 Aylık TOG Stajı-Projeler Departmanı
Ağustos-2008 Toplumsal Cinsiyet Tematik Eğitimi-Akçay
Ağustos-2008 Yaşayan Kütüphane-BarışaRock-İstanbul (Organizasyon Ekibi)
Temmuz-2007 Gençlik ve Sosyal Haklar Projesi Eğitmen Eğitimi-İstanbul


3. (Varsa) Başka STK’lardaki deneyimlerim:
Aralık-2009 Yaşam Becerileri Eğitici Eğitimi-Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Merkezi-Diyarbakır
Kasım/Ağustos-2009 Öğretmenin Sınırı Yok Projesi-Kısmi Zamanlı Eğitmenlik-Öğretmen Akademisi Vakfı-İstanbul
Ekim-2008 Gelecek Bugündür Gençlik Politikaları Semineri-Ulusal Ajans-Ankara
Mayıs-2008 Koçluk Eğitimi-Ulusal Ajans-Amasya
Mayıs-2008 GepGenç Festival-Festival Düzenleme Komitesi
Kasım-2007 Bir Gençlik Hikâyesi Savunuculuk Eğitimi-BM Nüfus Fonu/Habitat İçin Gençlik Derneği-Mardin
Eylül-2007 Yeşil Kutu Projesi Formatör Eğitimi-REC
Temmuz-2007 Baykuş Gençlik Eğitimleri-Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi-İstanbul
Mayıs-2007 Proje Hazırlama ve Mantıksal Çerçeve Yaklaşımı-Sivil Toplum Geliştirme Merkezi-Ankara
Ekim 2006-Haziran 2007 Uzaktan Öğrenim Ağırlıklı STK Eğitim Programı-Bilgi Üniversitesi STK Araştırma Birimi-İstanbul
Eylül-2007 Gökkuşağı Evi Projesi-Proje Sorumlusu
Kasım-2006 Yaratıcı Drama ve Oyun Atölyesi-TEGV-Van
Mayıs-2006 Sosyal, Kültürel ve Eğitici Etkinlikler Projesi-Proje Sorumlusu


4. Aralık 2010’a kadar TOG bünyesinde görev almayı düşündüğüm projeler ve üsleneceğim sorumluluklar:
Haziran 2010 yılına kadar hala gönüllü olarak sürdürdüğüm saha sorumlusu görevimi devam ettireceğim. Gençlik ve Sosyal Haklar Projesi eğitmenliğim 2007 yılından beri devam ediyor. Kulp TOG’da proje sorumlusu olarak gönüllülük yapmaya devam ediyorum.

5. Toplum Gönüllüsü olarak başıma gelen en ilginç olay şudur ki…:
Toplum gönüllüsü olarak başıma gelen en ilginç olay staj yapmak için TOG’a gittikten sonra kendi yerelime geri dönüp, üniversite dışı ilk toplum gönüllüsü örgütlenme olan Kulp TOG’un kuruluşuna öncülük etmem oldu. Bu hem TOG içerisinde, hem de kendi yerelimizde yeni ufuklar açtı önümüzde.

II. KİŞİSEL ÖZELLİKLER
6. Bana göre olumlu özelliklerim:

- Sıcakkanlı, iletişime açık ve anlamacı yaklaşım, girişken ve harekete geçiren
- Sorumluluk sahibi, işbirliğine inanan ve motivasyonu yüksek,
- Demokratik katılımı önemseyen, hak temelli bakış ve yerelin dönüşümüne inanan,

7. Bana göre olumsuz özelliklerim:
- Çok aceleci ve sabırsız, inatçı
- Kendini çok kaptırdığı anlarda karşındakini dinlemeyen,
- İlkesel düzeyde radikal,

8. Çevremdeki insanlara göre olumlu özelliklerim:
- İnsanları bir araya getirme ve ortak hedefler oluşturmada başarılı, iyi motive eden, girişken, harekete geçiren
- Bireyi önemseyen ve bunu hissettirebilen,
- Toplumsal faydayı bireysel faydanın önüne koyan,

9. Çevremdeki insanlara göre olumsuz özelliklerim:
- Çok aceleci davranmam,
- Duygularını hemen yansıtan (olumlu-olumsuz),
- Dışarıdan bakıldığında soğuk ve ciddi,

III. BAKIŞ AÇISI
10. TOG bünyesinde devam etmesi gerektiğini düşündüklerim
:
-İlkelere bağlılık ve ilkeler doğrultusunda çalışmalar yürütme.
-Akran eğitimleri ve gençlerin katılımın desteklenmesi.
- Hak temelli eğitimler/projeler.
- Toplumsal cinsiyet duyarlılığı,
- Gençlerin hareketliliğini sağlayıcı ulusal etkinlikler,

11. TOG bünyesinde değişmesini istediklerim:
- Toplum hizmeti çalışmalarının önemine inanmakla birlikte; toplum gönüllüsü gençlerin kişisel gelişimine katkıda bulunacak, toplumsal duyarlılıklarını artıracak ve kendileri üzerine düşünmelerini sağlayacak hak temelli projelerin/eğitimlerin daha fazla olmasını istiyorum.
- “Eleştirmek için değil, değiştirmek için” sloganı ya “sadece eleştirmek için değil, değiştirmek için” olarak değiştirilmeli, ya da yeni bir slogan üretilmeli.
-TOG örgütlenmesini sadece üniversiteler düzeyinde değil, tüm gençlik kategorilerine ulaşacak ve bunları biraya getirecek alanlar yaratıcı şekilde oluşturmalı.

12. 2019 yılında Toplum Gönüllüleri hareketinin geleceği noktaya ilişkin öngörülerim:
Bence TOG 2019 yılında Türkiye’nin en geniş katılımlı gençlik sivil kuruluşu olarak; ülkedeki gençlik politikalarına etki eden, gençlerin katılım mekanizmalarını çoğaltan, gençlerin “genç” olarak var olmalarını sağlayıcı siyasalar geliştiren çok önemli bir harekete dönüşecek.
Süreç içinde toplum gönüllüsü olarak çalışmış gençlerin artık farklı statü ve rollerde birer yetişkin olarak TOG’u desteklemeleri, etki alanını daha da genişletecek. Bu şekilde toplumsal barış vizyonuna ulaşma olanakları daha da artmış olacak.
TOG’un üniversite gençliği dışındaki bütün gençlik kategorilerine ulaşacağını, bu anlamda hedef kitlesini genişleteceğini düşünüyorum.
TOG ve belki diğer bazı gençlik sivil kuruluşlarının işbirliğinde ülkedeki gençlik politikası genç temelli ve genç odaklı olarak düzenlenecek. Belki gençlik bakanlığı, ulusal gençlik konseyi gibi yapılar oluşacak. Gençlerin karar alma mekanizmalarına katılımı güçlendirilecek.
Son olarak da TOG modelinin sadece Türkiye’de değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde de yaygınlaşacağını, benzer modellemelerin çoğalacağını öngörüyorum.

13. Toplum Gönüllüleri’nde gençlerin katılımı hakkındaki düşüncelerim:
TOG’un yılın temasını ikinci defa yeniden “gençlerin katılımı” seçmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Nitekim “eleştirmek için değil, değiştirmek için” sloganının da gençlerin katılımını ima eden bir boyutu var. Bu nedenle gençlerin yerel ve ulusal düzeyde her türlü karar alma mekanizmalarına katılımının yetişkin egemen siyasal/politik anlayışta da önemli değişimler yaratacağını düşünüyorum.
TOG’un kendi örgütsel yapısı içerisindeki katılım kanallarının zenginliği (Genç YK-Saha Sorumluluğu Modeli-Gençlik Konseyleri-Tema Koordinasyon vb) gençlerin katılımını destekleyen çok somut yapılar bence.
Kurduğu GASİ birimi ile gençlik araştırmalarına yönelen ve gençlerin ihtiyaçları temelinde ulusal bir gençlik politikası önerisi geliştirmeye çalışan TOG’un, bu süreçte de gençlerin kendi ihtiyaçlarını dile getirmeye dair alanlar açması, ulusal proje ve eğitimlerle gençlerin katılım ve hareketlilik olanaklarının geliştirilmesi, Gençlik Eylem Grubu gibi yapılarla aktivizm çalışmalarına yönelmesinin gençlerin katılımına dair ilk somut pratikler olduğunu düşünüyorum.

14. Toplum Gönüllüleri ilkelerinin benimsenmesi ve yaygınlaşması adına düşüncelerim:
Toplum Gönüllüleri ilkelerinin benimsenmesi ve yaygınlaşması için öncelikle toplumsal barış vizyonuna ulaştırıcı ilkelerden hiçbir şekilde ödün verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Kontrolsüz ve niceliksel artış üzerinden kurgulanan bir büyümenin sağlıklı olmayacağı kanısındayım. Toplum gönüllüsü gençlerin ilkesel düzeyde tutarlı ve somut pratikler ortaya koyması oranında; ilkelerin daha geniş kitleler tarafından benimseneceği ve bu şekilde yaygınlaşacağı kanısındayım.
Üreteceği toplum hizmeti çalışmalarında farklılıklara saygılı, demokratik ve yerel katılımı önemseyen, şeffaf ve hesap verebilir olduğu sürece ilkelerinin herkes tarafından daha güçlü bir şekilde benimseneceğini düşünüyorum.

15. Toplum Gönüllüleri hareketinin derinleşmesi ve yaygınlaşması adına düşüncelerim:
Toplum Gönüllüleri hareketinin derinleşmesi ve yaygınlaşması için öncelikle toplumsal barış vizyonunun bütün farklılıkları kuşatan ve dahil eden bir bağlamda üretilmesi gerekiyor. Özellikle gençleri çeşitli kategorik indirgemelere hapsetmeden, kendi tekil farklılıklarını ortaya koyarak, bir arada ortak ve iyi yaşam idealine taşıyacak bir dil üretilmesi gerekiyor.
Sosyal sermayenin değerini bilen ve bu enerjiyi aktif bir toplum hizmeti gücüne çevirecek olan dilin, ötekileştirici ve aynılaştırıcı olmaması gerekiyor. Özellikle toplum gönüllüsü gençlerin çeşitli akran eğitim modelleri aracılığı ile birlikte öğrenmeleri, bilinç yükseltmeleri sağlanmalı ve ayrıca ulusal ve uluslar arası düzeyde gençlerin hareketliliğinin artırılarak bir arada yaşama dair pratiklerinin artırılması gerekiyor.

16. Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olmak ne ifade ediyor? Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olmak istiyorum çünkü...:
TOG Yönetim Kurulu üyesi olmak benim için birçok şey ifade ediyor. Birkaçını paylaşmak istiyorum:
-Genç bir eğitimci olarak toplum hizmeti çalışmalarının önemine inanıyor ve gençlerin sosyal sorumluluk çalışmaları sayesinde kendi yerellerindeki sorunların çözümünde aktif bir rol almalarının toplumsal duyarlılıklarını artırdığını düşünüyorum. Uzun süredir toplum gönüllüsü olarak çalışan bir genç olarak, karar alma mekanizmalarına katılımın çok önemli olduğuna inanıyorum ve gençlere böylesi bir imkan sunan TOG YK modeline dahil olarak, kendim ve akranlarım için sorumluluk almak istiyorum.
-Üniversite dışı ilk TOG örgütlenmesinin kuruluşunda yer alan bir genç olarak, TOG’un sadece üniversitelerde değil, tüm alanlarda gençlere ulaşması gerektiğine inanıyorum. Kulp TOG gibi üniversite dışındaki (lise-lise mezunu-okul okumamış-mezun-dezavantajlı) gençlik kategorilerinden gençleri bir araya getiren örgütlenmelerin çoğalması için sorumluluk almak istiyorum ve bu nedenle de bu modelin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla YK’ye girip, Kulp TOG örneğinin verdiği deneyimi paylaşmak istiyorum.
-Toplum Gönüllüleri hareketinde gençlerin karar alma mekanizmalarına katılımı teşvik edilmesine ve bölgesel temsilde de fırsat eşitliği sağlanması amaçlanmasına rağmen; özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki örgütlenmelerden YK düzeyinde temsilin önceki yıllarda zayıf olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de bölgesel temsili güçlendirmek ve bölgede yaşayan bir genç olarak yerelin nabzını tutup buna göre öneriler geliştirebilmek adına YK’da yer almak istiyorum.

17. Dünyada ve Türkiye’de genel olarak sivil toplumun rolü üzerine düşündüklerim:
Dünya genelinde sivil toplumun rolü ve etkinliğinin gün geçtikçe arttığını düşünüyorum. Özellikle temsili demokrasinin ciddi oranda kriz yaşadığı ve yurttaşları karar alma mekanizmalarına “temsili” düzeyde dahil edemediği günümüzde; sivil toplumun katılımı arttırdığını ve toplumsal sorunlara çözüm üretmede güçlü bir savunuculuk rolü üstlendiğine inanıyorum.
Türkiye’de ise özellikle 1990’lı yıllarda gelişmeye ve kendine alan açmaya başlayan sivil toplum kuruluşlarının henüz emekleme aşamasında olduğunu düşünüyorum. Yapısal ve örgütsel sorunların yanı sıra, özellikle devletle ve iktidarla kurdukları ilişki bağlamında ‘sivillikleri’nin tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşları dışında, “sivil” duruş geliştirebilen çok az STK olduğunu düşünüyorum. Örneğin bugün nüfusunun çok büyük bir kısmının gençlerden oluştuğu bir ülke olmamıza rağmen, gençlik sivil kuruluşlarının çok yetersiz ve örgütsüz olduğunu görüyoruz. Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’de sivil toplumun gelişime açık ve dinamik bir yapıda olduğunu, gün geçtikçe ülke siyasalarına etki etmeye başlayan bir harekete dönüşmeye başladığını görmekteyiz. Bu anlamda da gelecekte çok daha etkin bir aktör olarak ülke geleceğine etki eden bir sivil toplum alanı oluşacağına inanıyorum.

18. TOG, dünyada ve Türkiye’de en çok neleri değiştirmek için çalışmalı?
TOG, dünyada ve Türkiye’de en çok gençlerin gittikçe birbirinden uzaklaşması, çeşitli kategorik indirgemeler üzerinden birbirlerini dışlaması ve ötekileştirmesi durumunu değiştirmek için çalışmalı. Bunun için de farklılıklara saygılı, katılımı güçlü ve bir arada iyi yaşam için uğraşan; toplumsal sorunlara çözüm arayan barışçıl bir nesil için mücadele etmeli. Ayrıca özellikle şiddeti bir ifade aracı olarak gören gençliği daha barışçıl ortak hedefler üretmek için örgütlemeli, örgütlemeleri için olanaklar yaratmaya çalışmalı.
TOG özellikle Türkiye’de genç odaklı, gençlerin “genç” olarak var olabildiği, yetişkin egemen hiyerarşinin olmadığı bir bütüncül gençlik politikası için sivil alanda savunuculuk mücadelesi yürütmeli.

19. Eklemek istediklerim:
Son olarak TOG gençlik çalışması içinde yer alan, toplum hizmeti üreten gençlerin katıldığı çalışmaların ortak bir sertifikasyon ile değerlendirildiği bir yapının oluşturulması için savunuculuk yapmalı. Yani gençlerin akademik başarılarının yanı sıra sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarının da onların başarılarına etki ettiği ve çeşitli alanlarda değer olarak görüldüğü bir sertifikasyon sistemi için çalışmalı.